Uraganik











{Temmuz 18, 2008}   "Mesnevi Okumaları"
  • Susuzlar alemde su ararlarsa, su da alemde susuzları arar.

(s.93/beyit no:1741)

  • Ey dost! Aşıkların hayatı ölümdedir. Gönül vermede ancak gönül bulursun.
  • Ben yüz naz ve cilveyle gönlünü aradım. O usanarak bana bahane etti.
  • “Artık bu akıl ve can sana gömülmüştür” dedim, dedi ki: “Git git bana bu efsunu okuma.
  • Ben düşündüğünü bilmez miyim? Ey iki gözlü! Dostu nasıl gördün?”
  • Ey ağırcanlı! Onu hor gördün. Çünkü onu çok ucuza satın aldın.
  • Ucuz alan ucuz verir. Çocuk, bir mücevheri bir ekmek somununa verir.
  • Kendisinden öncekilerin ve sonrakilerin aşklarının gömüldüğü aşka daldım.
  • Onu kısaca söyledim. Onu anlatmadım. Yoksa hem idrak yanar, hem dil.

(s.93/beyit no:1752-1759 arası)

  • Ey eski dünyaya yeni can sen! Cansız ve gönülsüz bedenden feryat dinle.
  • Gülü anlatmayı bırak, Allah aşkına, gülden ayrı kalan bülbülün açıklamasını yap.

(s.95/beyit no:1801-1802)

  • O, halkı kendine tutkun görünce gururla kendinden geçer.
  • O bilmez ki şeytan onun gibi binlercesini ırmak suyuna atmıştır.
  • Dünyanın lütfu ve yaltaklığı güzel bir lokmadır. Onu daha az ye, çünkü ateş dolu bir lokmadır.
  • Ateşi gizli ve zevki aşikardır, dumanı işin sonunda ortaya çıkar.

  • Nefis, çok övgülerle Firavun olur. Tevazuuyla alçak gönüllü ol, büyüklenme.
  • Elinden geldiğince kul ol; sultan olma. Zahmet çek, top gibi ol; top sopası/çevgen olma
  • Yoksa letafetin ve bu güzelliğin kalmayınca, o dostlara senden bıkkınlık gelir.”

(s.96/ beyit no:1852-1856 arası – s. 97 / beyit no:1867-1870 arası /Halkın saygıda bulunmasının ve parmakla gösterilen olmanın zararı)

  • Ey Allahım! Ey lütfu ihtiyaç gideren! Hiç kimseyi seninle birlikte anmak doğru değildir.
  • Bu kadar doğru yolu göstermeyi sen bağışladın, böylece bununla ayıbımızı örttün.
  • Önceden bağışladığın bir damla bilgiyi denizlerine ulaştır.
  • Canımda bir damla ilim var onu arzudan ve vücut toprağından kurtar,
  • Bu topraklar onu örtmeden önce; bu rüzgarlar onu emmeden önce.
  • Gerçi onu emse de onlardan geri almaya sen kadirsin.
  • Havada bulunan veya dökülen damla, senin kudret hazinenden nasıl kaçar?
  • Yokluğa girse yahut yüz yokluğa girse, sen onu çağırınca başından ayak yapar o

(s.97/beyit no:1880-1889 arası / “Allah’ın dilediği olur”un yorumu



  • Sel denize ulaşınca deniz olur. Tohum tarlaya varınca ekin olur.

(s.86/beyit no.1533)

  • Kendinden kurtulup bir dirinin varlığına eklenen adama ne mutlu!
  • Ölüyle oturup ölü olan ve kendinden dirlik kaçan diriye ne yazık!

(s.86/beyit no.1536-1537)

  • Ağlıyorum, ama inanır ve cömertliğinden eziyetini azaltır diye korkuyorum.
  • Kahrına ve lütfuna gerçekten aşığım. Çok şaşılacak şey! Ben bu iki zıdda aşığım.
  • Vallahi; bu dikenden -kurtulup- bahçeye gitsem, bülbül gibi bu sebepten inlerim,
  • Bu ne şaşılacak bülbül. Dikeni bahçeyle yemek için ağzını açar.
  • Bu ne bülbül? Bu ateş timsahıdır. Bütün nahoş şeyler, aşktan dolayı onun için hoşluktur.
  • Bütüne aşıktır ve bizzat bütündür o. Kendine aşıktır ve aşkını arıyor.

(s.87/beyit no.1570-1576 arası)

  • Bu dil, taş ve demir gibidir. Dilden sıçrayan, ateş gibidir.
  • Bazen rivayet ve bazen laf olsun diye taş ve demiri birbirine vurma.
  • Çünkü karanlık var ve her taraf pamuk tarlası. Pamuk arasında kıvılcım nasıl olur?
  • Gözünü kapatıp o sözlerle dünyayı yakan topluluk zalimdir.
  • Bir söz bir alemi yok eder, ölü tilkileri aslan eder.

(s.88/beyit no. 1594-1599 arası)

  • Sen de nemrutluk var, ateşe girme. Girmek istersen önce İbrahim ol.
  • Madem ne yüzücüsün, ne denizci, bencil düşüncelilikle kendini -denize- atma.

(s.89/beyit no. 1607-1608)

  • Lokma ve nükte olgun kişiye helaldir. Sen olgun değilsin, yeme, dilsiz ol.
  • Çünkü sen kulaksın, o dil. Senin cinsin değildir. Hak kulaklara “susun” buyurdu.
  • Çocuk doğunca önce süt içer. O bir müdder susar, bütünütle kulak olur.
  • Söz öğrenmek amacıyla bir süre dudağını yumması gerekir.

(s.89/beyit no. 1623-1627 arası)

  • Çünkü Adem, o azardan gözyaşıyla kurtuldu, tövbe edenin nefesi islak gözyaşıdır.
  • Adem yeryüzüne ağlamak için geldi; ağlasın, yakarsın ve üzülsün diye.
  • Adem cennetten, yedi kat göğün yukarısından kapı eşiğine özür dilemek için gitti.
  • Sen Adem’in belinden, onun sulbündensen istekte de onun bölüğünde ol.

(s.89/beyit no. 1634-1638 arası)

  • Ansızın dilden sıçrayan nükteyi, yaydan fırlayan ok gibi bil.
  • Ey oğul! O ok yolundan dönmez. Seli baştan bağlamak gerekir.
  • Baştan geçerse, dünyayı kaplar. Dünyayı harap ederse şaşılmaz.

(s.90/beyit no. 1659-1662 arası)

Ey dil! Hem sonsuz hazine sensin, hem şifasız hastalık sensin. Ey dil!

Hem kuşlara ıslık ve hile sensin. Hem ayrılık vahşetinde dostsun.

Ey amansız! Ne zaman bana aman vereceksin. Ey benim kinimle yaya ok takmış olan sen!

(s.92/beyit no.1703-1706 arası)



  • Bu nefsimiz cehennemin parçası olduğu için, parçalar da daima bütünün tabiatını taşır.
  • Onu öldürecek ancak Hakkın ayağıdır/iradesidir. Onun yayını haktan başka kim çekebilir?
  • Yaya ancak doğru ok konur. Bu yayın ters ve eğri okları vardır.
  • Ok gibi doğru ol, yaydan kurtul. Çünkü yaydan şüphesiz doğru oklar sıçrar.
  • Dış savaştan dönünce, iç savaşa yöneldim.
  • -Biz- “Küçük cihattan döndük”üz. Peygamberle büyük cihattayız.
  • Bu Kaf dağını iğneyle kazmak için Hak’tan kuvvet, başarı ve destek istiyorum.
  • Saflar yarmayı kolay aslanlık bil. Kendini yenendir aslan.

(sayfa.81/beyit no:1384-1391 arası/ “Küçük cihattan büyük cihada döndük”ün yorumu)

***

  • Ey oğul! Hak her şeyi kuşatır. İşi onu başka işten alıkoymaz.
  • Şeytan “beni azgınlığa uğrattığından dolayı” dedi, alçak şeytan kendi fiilini gizledi.
  • Adem “nefsimize zulmettik” dedi. O bizim gibi, Hakkın fiilinden gafil değildi.
  • Edebinden dolayı suçta, Hakkı gizli tuttu/anmadı. O suçu kendine ait görmekle yarar elde etti.
  • Tövbe etmesinden sonra Hak, ona dedi “Ey Adem! Sen de o günahı ve sıkıntıları ben yaratmadım mı?
  • Benim takdirim ve kazam değil miydi o? Özür dilerken onu nasıl gizledin?”
  • “Korktum, edebi bırakmadım” dedi. Hak “Ben de onun için seni makbul tuttum”

(sayfa.85/beyit no:1488-1495 arası)

***

  • Bilgisizliğe gelirsek, onun zindanıdır o. İlme gelirsek, onun sarayıdır o.
  • Uykuya gelirsek, onun sarhoşlarıyız. Uyanıklığa gelirsek, onun ellerindeyiz.
  • Ağlarsak onun rızık veren bulutuyuz. Gülersek, o zaman onun şimşeğiyiz.
  • Öfke ve savaşa gelirsek, onun kahrının yansımasıdır. Brışa ve özür dilemeye gelirsek, onun sevgisinin yansımasıdır.
  • kıvrım kıvrım dünyada biz kimiz? Elif gibi. Onun/Elif’in bizatihi nesi var? hiç hiç.

(sayfa:85/beyit no 1511-1516 arası/ “Nerede olursanız, o sizinledir”(hadid-4) ayetinin tefsiri)

***

  • Sözün yararı yoksa söyleme. Varsa, itirazı bırak ve şükür ara.
  • Allah’a şükretmek, her boynun borcudur; kavga etmek ve yüz ekşitmek değil.
  • Ekşi suratlı olmak şükür olsaydı, evet, kimse sirke gibi şükredici olmazdı.

(sayfa.86/beyit no.1525-1528 arası)

***

Warrior, “sevda dedim” i son dinleyişimin üzerinden en az altı ay geçti, sayende ben de dinlemiş oldum. Fakat kayıt pek temiz değil, idare edicen artık:) Eşref Ziya’nın en sevdiğim ilahilerinden biri bu, sağol.

“Kendini yenenlerden olma gayreti”ni yeşertsin içimizde, mevla!

Hayırlı Cumalar.







Havayla dolu, ağzı kapalı testi, büyük suyun üstünde gider.

Dervişlik havası içte olunca -insan- dünya suyu üzerinde kalır.

Bu dünyanın bütün mülkü onun olsa da, onun gönül gözünde mülk bir şey değildir. (S.67/beyit no.988-991 arası)

  • O sinek, eşek sidiği üstündeki saman çöpü üzerinde kaptan gibi başını kaldırıyordu.
  • Dedi: Ben deniz ve gemi okudum. Bir müddet onun düşüncesinde kaldım.
  • İşte bu deniz, bu gemi ve ben; kaptan, işin erbabı ve danışman adam.
  • O deniz üzerinde kayık sürüyordu. O kadar su ona sınırsız görünüyordu.
  • O idrar, ona göre sınırsızdı. Onda onu doğru görecek bakış nerede?
  • Dünyası gördüğü kadardır. Göz bu kadar, onun için deniz de bu kadar.
  • Yanlış yorum sahibi, sinek gibidir. Onun vehmi/kuruntusu, eşek sidiği ve çöp tasviri.
  • Sinek, görüşünde yorumuraksa, baht bu sineği devlet kuşu yapar.
  • Bu ibrete sahip olan, sinek olmaz. Onun ruhu, surete layık olmaz.

(s.71/beyit no. 1083-1092 arası) (sineğin zayıf yorumunun sonucundan)

  • Kırmızı, yeşil ve sarıyı, bu üçünden önce ışığı görmeden, nasıl görürsün?
  • Fakat aklın renkte kaybolduğu için bu renkler, ışığa karşı senin yüzünü örttü.
  • Geceleyin bu renkler örtülünce, o zaman rengi görmenin ışıktan olduğunu görürsün.

(s.72/beyit no. 1123-1125 arası)

  • Gece ışık yoktu ve renkleri görmedin. O halde ışığın zıddıyla sana belli oldu.
  • Işığı görünce, rengi görülür. Ve bunu ışığın zıddıyla hemen bilirsin.
  • Hak gönül hoşluğunun, zıddıyla ortaya çıkması için eziyet ve kederi yarattı.
  • Öyleyse gizli olan şeyler zıddıyla anlaşılır. Hak zıddı olmadığı için gizlidir.

(s.72/1129-1133 arası)

  • Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir.
  • Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır.
  • Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan iyidir.
  • Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.

(s.75/beyit no.1206-1210 arası)

  • Kuyuya, suya baktıklarında aslan ve tavşanın aksi suda parladı.
  • Aslan suda kendi aksini gördü. Su da kocaman kucağında şişman tavşan olan bir aslan şekli parıldadı.
  • Kuyuda hasmını görünce tavşanı bıraktı ve kuyuya atladı.
  • Kazmış olduğu kuyuya düştü, zulmü başına geldi.

(s.78/beyit no.1306-1310 arası)

  • Aslan kendini kuyuda görünce, kinden o anda kendini düşmandan ayıramadı.
  • Kendi aksini kendi düşmanı gördü. Çaresi kendine kılıç çekti.
  • Başkalarında gördüğün nice zulüm, onlardaki senin huyundur, ey filan!
  • Senin varlığın; nifak, zulüm ve kötü sarhoşluğundan onlara yansımıştır.
  • O sensin ve bu darbeyi kendine vuruyorsun, o an kendi üzerine lanet ını örüyorsun.
  • O kötüyü kendinde ık olarak görmüyorsun. Yoksa kendine candan düşman olurdun.
  • Ey saf adam! kendine saldırıyorsun; tıpkı kendine saldıtan aslan gibi.
  • Kendi huyunun dibine ulaşınca, o namerdin sen olduğunu o zaman bilirsin.
  • Aslana kuyunun dibinde malum oldu, başkası görünenin kendi şekli olduğu.
  • Bir güçsüzün dişini koparan, bu yanlış gören aslanın işini yapar.
  • Ey amcasının yüzünde kötü yansımasını gören! Kötü amcan değildir, o sensin, kendinden kaçma!

(s.79/beyit no.1318-1327 arası.)

***



{Nisan 11, 2008}   "Mesnevi Okumaları"

  • Usta, bir şaşıya “içeri gir, yürü, o şişeyi odadan getir” dedi.
  • -şaşı- “O iki şişeden hangisini sana getireyim, tam izah et” dedi.
  • Usta dedi: “o iki şişe değildir, yürü şaşılığı bırak ve fazla gören olma”
  • -şaşı- “Ey usta! beni kınama” dedi. Usta “o ikisinden birini kır” dedi.
  • Birini kırınca ikisi de gözüne görünmez oldu. Kişi sevgi ve öfkeden şaşı olur.
  • Şişe birdi ama gözüne iki göründü. O şişeyi kırınca diğeri de gözüne görünmez oldu.
  • Öfke ve aşırı istek, kişiyi şaşı yapar. Ruhu istikametten çevirir.
  • Garaz olunca hüner görünmez olur, gönülden göze doğru yüz perde oluşur.
  • Kadı gönlünde rüşvete karar verince, zalimi inleyen mazlumdan nasıl ayırır?

(s.46/beyit no 327-335 arası)

***

  • Yazı yazan eli görmeyen kişi, kalemin hareketini fiil sanır.

(s.48/beyit no 394)

***

  • Halife Leyla’ya dedi: “O sen misin? Mecnun senden dolayı mı perişan oldu ve kendini kaybetti?
  • Sen diğer güzellerden üstün değilsin!” -Leyla- dedi: “Sus! Zira sen Mecnun değilsin.

(s. 49/beyit no 408,409)

***

  • Allah birinin perdesini yırtmak isteyince, onu iyileri yermeye meylettirir.
  • Allah birinin ayıbını örtmek isterse, bu kişi ayıplıların ayıbı hakkında konuşmaz.
  • Allah bize yardım etmek isteyince isteğimizi ağlamaya yönlendirir.
  • Ey ona ağlayan güzel göz! Ey ona yanan mübarek gönül!
  • Her ağlayışın sonu sonuçta bir gülüştür. Sonu gören kişi mübarek bir kuldur.

(s.62/beyit no 816-821 arası)

***

  • Gam gördüğünde af dile. Gam, yaratıcının emriyle çalışır.
  • İsterse gamın kendisi mutluluk olur; bizzat bağ, özgürlüğün esası olur.

(s.62/beyit no 837,838)

***

  • Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman’ın adliye sarayına koştu.
  • Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! Ne oldu?” dedi
  • -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
  • Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorsun, iste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
  • Beni buradan Hindistan’a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
  • İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
  • Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
  • Süleyman, rüzgara emretti, onu Hindistan’ın uzak tarafına su üzerine götürdü.
  • Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti, Süleyman Azrail’e dedi:
  • “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
  • -Azrail- dedi: “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle yolda ona baktım.
  • Çünkü hak bana “Bugün haydi!, Onun canını sen Hindistan’da al” diye emretti.
  • Hayretle dedim. “Onun yüz kanadı olsa Hindistan’a gitmesi uzaktır.”
  • Sen dünyanın bütün işini aynı şekilde karşılaştır, gözünü kapat ve bak.
  • Kimden kaçarız? Kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp alırız? Haktan mı? Ne vebal!

(s.67/beyit no 957-972 arası)

***

***



ve benzeri