uyandım abdest aldım kikiriğin üzerini örttüm namaz kıldım benden dua bekleyenlere, ve hiiiç beklemeyenlere dua ettim gidip kikiriğin üzerini örttüm samim’le konuştum ve sonra onu yemledim gidip kikiriğin üzerini örttüm bitki çayı yaptım kitap okudum ve çayımı içtim gidip kikiriğin üzerini örttüm bi elma yedim ve okumaya devam ettim gidip kikiriğin üzerini örttüm kahve yapıp balkona çıktım biraz üşüdüm ama tam uyandım içeri girdim gidip kikiriğin üzerini örttüm bilgisayarı açtım, bir kaç bloga yorum yazdım mutfaktan su aldım gidip kikiriğin üzerini örttüm son bir ayda çekilen fotoğrafları düzenledim suyumdan bi yudum aldım gidip kikiriğin üzerini örttüm
- son bir ay içinde yaşadığımız en önemli değişiklik betişimizin artık bizimle olmaması. İki hafta önce; merakına ve “yüz yüz nereye kadar, çıkıp bi de fanusun dışına bakayım, alemlere akayım” hissiyatına yenik düşerek! kendini sehpaya atmıştı zavallıcık. Hayallerinin peşinden ölüme yüzgeç sallayan küçük arkadaşımızı fanusun dışında gördüğümüzde “nassı yaaa!” olduk hepimiz. Alıp suya bıraktık ama yüzgeçleri kurumaya başlamıştı çoktan. Yüzdürmek için çabaladık, yüzgeçlerini açmasına yardımcı olmaya çalıştık ama gece geç saatlere kadar çabalamasına rağmen, başaramadı…
- kikiriğin köpek isteği, ehliyet sınavına girdiğim gün babasıyla birlikte izledikleri çızıklı köpek bolt filminden sonra fena halde depreşti. Filmden sonraki bir haftada sen de 500 ben deyim 1000 kere “bolta benzeyen köpek istiyorum” cümlesini kurdu durdu. Şaka ya da abartı değil haa. Dİyelim yemek yapıyorum, yanıma geliyor, başlıyor cümleye ve arka arkaya sıralıyor aynı cümleyi, sekiz-on tekrardan sonra derin bir nefes alıp aynı yerden devam ediyor. Tv seyrederken, bilgisayar başında, ya da oyunun ortasında, ta daaam “bolta benzeyen köpek istiyorum” Azmine hayran kaldım ama ben de gerektiğinde çok kararlı olabilirim. Neyse oturduğumuz evin köpek beslemek için uygun olmadığını anlatarak geçirdim ben de o haftayı, sonunda ikna oldu. Sevdiklerimizi yanımızda tutmak uğruna onlara eziyet edemeyeceğimizi anladığını sanıyorum, en azından bir sonraki köpekli animasyon filme kadar, umarım yakın zamanda böyle bir film çekilmez :) (animasyon film hastası biri olarak bi haftada geldiğim hale bak)
- Geçen hafta İremsu’nun doğum gününe gittik kikirikle birlikte. Önceki yılın doğum günü toplaşmasında ki rekabet ve öne geçme çabalarının bu yıl da olmasından çok endişeliydim. Ama yanıldım ve yanıldığıma mutluyum. Kızım biraz daha büyüdüğünü kanıtladı bana ve diğer çocukların arasına karışıp günün keyfini çıkardı.
- 28 ocak’a da bir şey kalmadı, Kikirik hayatının 5 yılını geride bırakmış olacak o gün. Dün oturduk saatlerce bilgisayardaki fotoğraf ve vidyolara baktık, “aaa bak bunu böyle yapmıştın, şurda şunu diyodun” diye hem izledik hem güldük. Bebekliğinin ilk dokuz ayı epey zor geçmişti elif’in ama sonrası çok eğlenceliydi. Komik ve neşeli bir karakteri var çünkü. O sürecin zor geçmesinin benden kaynaklanan nedenleri de çoktu tabi. Doğumuna üç hafta kalanadek çalışan, karnı burnunda haline rağmen oturmayı hiç aklına getirmeyen ben, birden kendimi evde, sürekli ağlayan bir bebekle bulduğumda bu durumu kaldırmakta zorlandım doğrusu. Ev hayatına hiç alışmamışken, birden hem evde hem anne oluvermiştim, alışmak biraz zaman aldı elbette …
Kikirikli hikayelerimin bi sonu yok, anneler çocuklarından ve onlarla yaşadıklarından bahsetmekten asla bıkmazlar çünkü. Belki başka zaman daha detaylı bahsederim bu fasıldan, şimdilik bu kadder yeter, bebe belik aç kahvaltı bekler :D
biraz koşma, oynama bi de kardan adam(!)
(Zor şartlarda hazırlıksız yaptığımız kardan adama çöp poşetinden şapka yapmayı denedim beceremedim, örtüye elimiz aşina ya sonuç böyle oldu :D )
kar küreme işini üstlenmiş sırılsıklam bi çift bot.
benim yaptığım kartoplarını yine bana atmak için elimdeki makineye rağmen üstüme yürüyen hain domdomlar.
***
bir de kara uzanıp, yıldız yapabilseydim tam süper olacaktı…
(ikinci kar yağışında kikirik yaptı ama yıldızı, makine yanımda olmadığından fotoğraflayamadım.Bir dahaki sefere artık.)
*üç hafta önce ankara’nın beyazında
aslında yatmadan önce bir sürü şey yazıyorum kafamda ama teknoloji o kadar ilerlemediğinden burada görünemiyor maalesef. İşin doğrusu bilgisayarı açıp, nete bağlanıp, kafamdakileri buraya aktaracak ne zaman ne de istek bulamıyorum kendimde. Son yazıyı yazdığımdan bu yana sanırım iki kez nete girdim, yorumlara bir şeyler yazıp, bir iki bloga bakabildim ancak.
Havalar soğudu biz de ailecek şifayı kaptık. Ağır bir durum yok elhamdülillah ama kikiriğin bugün yutkunma sorunu başladı, uğradık ayşin doktora ama mesaisi bitmiş, vardiyası olan doktor amcayla da pek anlaşamıyoruz. Yarın sabah Ayşin’e gideceğiz erkenden. Sesimiz kısık, konuşmak istemiyoruz. Aslında sabah ses kısıklığı dışında bir şey yoktu, hatta ehliyet kursuna kayıt için yola çıktık. Arabayı parkedip, yürümeye başlayınca uykusunun geldiğini eve gitmek istediğini söyledi. Baktık halsiz görünüyor, geri döndük. Hastaneye uğrayıp Ayşin hanımın mesaisinin bittiğini öğrenince de doğru eve.
Takviyelere başladık, sürekli bir şeyler içirip duruyorum. Şimdi de gidip babamızın hazırladığı salepi içirmeye çalışacağım kuzuya.
bizim durumlar böyle, tüm yorum yazan arkadaşlara teşekkür ediyorum ama ben bu aralar pek cevap yazabileceğimi sanmıyorum yorumlara. şimdiden af buyrun efenim.
vesselam.
Pazar günümüz fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere köy hayatından küçük bi numune tadında geçti. Uzunca bir süreden sonra ilk defa pazar günü çalışmayan babamızın öncülüğünde babaannemiz ve dedemizle birlikte Ayaş’ın gönece köyüne gittik, kurbanlık bakmaya.
Gitmeden önce özenle(!) hazırlandı küçüğüm. Bir beden büyük pantolon simli kemerle tutturuldu, gömleğine uyuyormuş başka bir şey giyemezmiş. Eski ayakkabılar seçildi ayakkabılıktan, “hani bayramda aldıklarını çok seviyordun, niye giymiyorsun” dedim cevap hazır “çamur olur onlar, sen bunları yıkarsın, o yıkanmaz”
Neyse efenim havanın güzelliği bir yandan, hayvanların çeşitliliği bir yandan, toprak bir yandan kikiriğin keyfine diyecek yoktu. Önce karabaşa takıldı, fotoğraftaki teyze zaptetmese sarılacaktı neredeyse. Köpek de bizimkini sevdi, elini yaladı hatunun, yüzüne ramak kala ben çığlığı bastım :)
Sonra sıra ineklere geldi, biraz çekingen davrandılar önce. Ama baktılar ki benimkinin pes etmeye niyeti yok, sonunda onlar da dize geldi. Yemliklerin önüne yabancı biri geldi mi yanaşmayan yemlerini bile yemeyen ineklere yaklaşmayı başardı. Hatta bi tanesini bi aşağı bi yukarı koşturdu, elif çitin bu tarafında (tabi ben de arkasında), melek(sarıkız koydum ben adını, elif değiştirip melek yaptı) öbür tarafında 8-10 kez gidip geldiler. Sonunda melek neredeyse çitten atlayacak hale geldi; kızdı mı, sevdi mi elif’i bilemedim:)
Bi de 6 aylık bi buzağı vardı şirin mi şirin ama pek asabiydi, yanına yaklaşınca zıplayıp durdu. Kendine zarar vermesin diye, pek yaklaşmadık biz de.
Hayvanlarla hemhal olma faslından sonra iş toprağa geldi, bi güzel çalıştı. Hatta gitmeden önce bizim sitenin bahçesinden topladığı akşam sefası tohumlarından bir kaçını oradaki bahçeye ekti, teyzeye hediye olarak. Üç saat kadar kaldık orada ve bir dakika oturmadı, ve yine tabi ben de. Ayrılma zamanı gelince ise ikna etmek epey zor oldu hatunu, hava güzel olursa yeniden geleceğimiz söznünü koparınca pes etti. Yol boyunca “ben danayım” diye muuu ladı durdu, ne dediysek, ne sorduysak muuuyla cevap verdi. Ben bir ara, “sağa çekin dananın biri arabaya sızma yapmış” dedim ve araba yavaşladı, bizim ki o zaman bile dana olmaktan vazgeçmedi:)
Gönece’ye kadar gidince, Ayaş’a uğramamak olmazdı, olmadı. A’nın kuzenleri oturuyor orada, yemek- kahve-çay faslı derken akşamı da orda ettik. Kuzenlerden birinin iki kızı var, kikirikle pek iyi anlaşıyorlar, kuzum varlığını bile unutturdu bana, çeşit çeşit oyunlar oynandı, yine keyifler gıcırdı yani.
Arabaya biner binmez de beklenen oldu, sızdı kaldı :)
Çocuğunun bakışlarında yaşar anneler, evladının gözlerinin içi gülüyorsa ve bunu görebiliyorsa daha ne ister ki bir anne…
vesselam