Uraganik











Dün kikirciğimin en yakın arkadaşı İremsu’nun doğum günüydü. Sabah uyanır uyanmaz gitmek için acele eden kızım öğlene kadar başımın etini yedi durdu. Nihayet karşı komşumuza gittiğimizde, olanlar oldu. İremsu ile elif birbirlerine girdiler doğum günü hadisesi yüzünden. Birbirlerini kızdırdılar, atıştılar ama sonunda eğlenmeyi başarabildiler. Saat 4 ‘e kadar oradaydık, ondan sonra ben eve geçip hazırlandım. Hep birlikte çıktık, baba-kız beni tren durağına bırakıp, oradan markete geçtiler. Ben de korkulu rüyam olan mr’ı çektirmek üzere hastane yollarına düştüm. Randevu saatinde oradaydım ve kimsecikler yoktu, beklemek zorunda kalmadan halloldu bu defa.
Yine aynı sıkıntıları yaşadım, nefes alış-verişimi normal seviyede tutmak için yoğun çaba harcadım. Bu defa gözlerimi hiç açmadım, yine zamanı yitirdim ve çıktığımda ilk işim kabindeki mantomun cebine bıraktığım saate bakmak oldu. O makinede sadece 15 dakika geçirdiğime inanmak zor oluyor çıktığımda. Neyse ki bitti.

***

Dün gece 2′ye kadar uyuyamadım. Sigara içme isteği her dakikamı, her anımı istila etti. Hatta bir ara ağladım bile ama içmedim. Onun yerine oturup, tv seyredip amasya elmalarına verdim kendimi. Hastaneden dönerken markete uğrayıp; golden, amasya ve ekşi ithal elmalardan aldım bolca. Evde de starking vardı, sebzelik tam bir elma cennetine dönüştü.

***

Eve döndüğümde beni karşılayan manzara ilginçti, trende sık sık arayıp, “anne gel artık” diyen kızım, beni karşısında görünce, “anne git sen, sonra gelirsin” dedi, bozuldum. Mutfak masasında, oyuncaklarına su doldurup onlarla oynayan kızım, ortalığı o kadar dağıtmış ki, beni görünce tırstı sanırım biraz. Neyse birlikte topladık masayı, sofrayı hazırladık. Baba-kız’ın pişirdiği, ev usulü et döneri ve yanıdaki aperatifleri yedik. Beni kesmedi tabi, iştahım tavan yaptı ya sigara yüzünden, bir kase kuru yemiş, üzerine de kuru pasta yedim:( O da yetmedi kola içtim 2 bardak. :((
Sonra da çaya teslim. O kadar tıkınınca şiştim tabi, yakınmaya başladım bir ara. Kikirciğim ne dese iyi. “annecim sana yetişkin danonesi alalım, aktüfya yersen şişlik kalmaz, iyileşirsin” dedi.

***

Zor bir akşamdı, gece defalarca uyandım, sürekli evin içinde dolaştım, ama içmedim. Hala direniyorum. Ve içimden bir ses eğer bi tane içersem, üç gündür çektiğim her şeyin boşa gideceğini söylüyor. Durumlar şimdilik böyle.
-bitti-



1. Sabah teyzem aradı, mr sonuçları için. Boyundaki düzleşme mr ile sabitlendi, daha da ilginci; doğuştan olduğu sanılan, ya da daha sonra ciddi bir darbeyle oluşmuş olabilecek bir birleşme varmış, boyun omurumun aşağı kısmında, omuzlara yakın bölgede iki omur kemiği birbirine kaynamış ve sinirlere bası yapabilirmiş bu durum. Bu bölgeyi daha detaylı bir tomografi ile inceleyip, hangi sinirlere bası yaptığını bulacaklar ve ona göre bir tedavi uygulanacak. Şimdilik egzersizleri yapmam şart görünüyor.
2. Moralimi bozdu bu durum, özellikle teyzemin telefondaki gergin sesi, konuşmasının anlatmakta zorlanıyormuş gibi bir hava içermesi …. neyse yaaaa.
3. Dün akşam kanepeye uzanmış, kitap okurken; birden sağa-sola kaydığımı hissettim, deprem olmuştu, 2-3 sn. hissettik sadece. Deprem küçükmüş ama merkezi oturduğumuz ilçe olunca hissedildi tabi. 2 yıl önce ciddi sallantılardan sonra hazırladığım deprem çantasını, tıkmıştım gardrobun altına. Dün akşam çıkardım, eklenilecek şeylere baktım ve ulaşılabilir bir yere koydum. Hazırlıksızız… hayatın getirdiklerine karşı zayıfız ve hazırlıksızız.
4. Blog dünyasındaki karışıklıkları düşününce, yazarken mahlas kullanmak, fotoğraf yayınlamamak vs.. üzerindeki düşüncelerim netleşti. Mahlas iyidir,
5. Dün ebru sanatı ile ilgili bir sitede rastladığım videoyla bugünü noktalayayım.

Bu videoyu izlediğimde aklıma Hüsn-ü Aşk’ın son sayfalarındaki cümleler gelmişti. Onları da ekleyeyim de, kitabtan yaptığım alıntılar tamamlanmış olsun.

“O bülbül, o konuşan kuş, sülün hep bendim. Bütün bunların meydana gelmesine yanlış bir bakış sebep oldu, çünkü Aşk Hüsn’dü, Hüsn de Aşk, …
O padişaha ise ancak Aşk erişti. …Hikaye de burda sona erdi. Bundan ötesi görünmüyor. Allah’a yüzlerce hamd olsun ki, söz sessizlik alemine erişti.”*

*Hüsn-ü Aşk/Şeyh Galip/Yeni Kuşak Yayınları/Ankara 2000 sayfa:110



{Aralık 31, 2007}   bitti,bitiyor.

Bayram öncesinden beri; sırt ve boyun ağrıları, hastane turları ile geçti zamanım. Evde yığınla iş birikti. Dün ütüye attım elimi, saatlerce ütü yaptım ama yine de bitiremedim, yığılmış yani. O kadar ütü yapmanın sonucu olarak akşam, sağ omzuma ve boynuma bir ağrı girdi, epey döndüm durdum, uyuyamadım. Bugün de bilgisayarın başından kalkar kalkmaz, evi dip-köşe temizlemeye girişeceğim, yani bu akşam da uyku yok. Bundan sonra ev işlerini biriktirmeden halletmem gerek, yoksa ağrılar dayanılmaz oluyor.

***

Bir yıl daha geçti işte, iyisiyle kötüsüyle geride bırakacağız 2007′yi.

Allah, kendisinden umutla dileyenleri, dileklerine en kısa zamanda kavuştursun ve umutlarını diri tutsun. amin.



Zabaanan, gızı alıp, ebesine bırakagodum, aaay pardon, hatlar karıştı.

Elifcik anneannesinde takılırken, ben de dişcağızlarımın ikisinin dolgu işlerini hallettim.

Haftaya bir daha gideceğim ve bitecek, ne güzel.

Bir kaç günlük hastane maceralarımın sonuna yaklaştım. Kan tahlillerim züpper, ölümüne susuzluk çeken ve her gittiği yerin wc’sini ezbere bilen biri olarak şekerden korkuyordum en çok, şükür böyle bir sorunum yokmuş, kolesterol, b12 vs… her şey normal sınırlarda çıkmış efenim. Anlaşıldığına göre zıpppkın gibi fişşek gibi bir uragan var karşınızda, dermişşşim.
ıııy, nerden çıktı bu kelime şimdi.
Böbrekcağızımda küçücük, fıçıcık içi dolu turşucuk bir kistim varmış, dünkü ultrasonun sonuçlarından çıktı. Zararsız görünüyor, senede bir defa bu sulu:) ultrasonu tekrarlayacağız.
Şimdilik bu kadar, akşam beş buçuktaki tomografi bu haftanın son hastane randevusu, oleeeeeeeeeee….
Dudağım uyuşuk ve sağa çekiyor, çok komik…



{Aralık 26, 2007}   İki güne;

2 röntgen, 2 ultrason ve detaylı incelemeler için bol miktarda kan tahlili sığdırdım. Yarın da dişçi randevusu ve bir de tomogrofi var sırada. Ne oluyor?
Bilmiyorum. Sırtımdaki ağrı, bayramda dayanılmaz boyutlara ulaştı. Teyzoşumla bayramda görüşür görüşmez durumumdan bahsettim ve Salı için randevulaştık.

Ben küçük bir çocuktum, annemin dikiş ipliklerini kesmek için kullandığı ve özenle sakladığı neşterini bulmuş ve bir güzel parmağında denemişti teyzem, gerçekten o kadar iyi kesiyor mu diye. O günlerden bugüne kadar uzanan cerrahlık hayali nihayet gerçekleşti ve 2 hafta kadar önce uzmanlığını aldı, o artık bir genel cerrahi uzmanı ve çok mutlu. Aramızda sadece 8 yaş var ve teyze-yeğen ilişkisinden çok kardeş gibiyiz onunla ve tabi tüm kardeşler gibi çok sık da kavga ederiz he he:)
Sağolsun dün detaylı tetkikler için elinden geleni yaptı, yanımda oldu. Bugün de eşinin, uzmanlığını almak için gireceği son sınavda onun yanında olacağından hastanede değildi.

Sabah Kikiriği babası ile bırakıp 7:15 treniyle yola çıktım, hemşirelerden ultrason kağıtlarımı alıp, işlemlerimi gerçekleştirdim. Sonuçlar bir kaç güne belli olur sanırım.
Dün röntgenlerin sonuçlarını bir beyin cerrahı arkadaşına gösterdik, boyunda düzleşme başlamış, egzersizlere başlamak gerekiyormuş. Kan tahlillerinin sonuçları henüz belli değil.
Safra kesesinde taş olma ihtimaline karşın ultrasona girdim bugün ama epey korktuğumu itiraf etmeliyim, başımdaki doktor başka bir arkadaşını daha çağırdı muayene sırasında. Aralarında tıp dili bir şeyler konuştular, gerildim çok. Ciddi bir şey olmadığını söylediler, yarın onun sonuçlarını da gösterecek teyzoş, bakacağız bakalım.
Akciğer röntgenim fena çıkmadı. Sigaranın izleri mevcut tabi, ama o kadar olurmuş. “Bırak artık şunu”, dedi teyzem. Ben de, bırakıyordum ama madem fena değil, bir kaç yıl daha içeyim bari, dedim. Ters ters bakmakla yetindi şimdilik.
Ama bu olayların içinde çok komik bir şey de oldu. Röntgeni çektirirken, üzerinde metal kalmaması gerekiyor. Çenemin altında başörtümü tutturduğum iğneyi çıkardım, zaten takı filan da takmamıştım. Neyse röntgen geldi, teyzoşla beraber bakıyoruz. Tam boğazda toplu iğne boyutunda bir çizgi. “Hani çıkarmıştın iğneni?” dedi, “çıkardım valla Zehra” dedim. “o zaman bu ne kızım?” dedi. Bende ki tepki şu; “aaaaa, yutmuşum demek ki bir tane, ne zaman yuttum ki, hiç hatırlamıyorum:)”
Sonradan düştü jeton, meğer başörtümün uçlarını arkadan tutturduğum iğneyi çıkarmamışım, o da boğazımdaymış gibi duruyor hain dom dom. O kadar eminim ki ama yuttuğumdan, kara kara düşünüyorum, ne zaman yuttum diye…
Hastane koridorlarında geçen iki günün özeti, hastayım, yorgunum, uykum var.
Çok bile yazdım, şimdi kikiriği de alıp doğru öğle uykusuna.
-bitti-



ve benzeri