1o gün olmuş yazmayalı, benim için uzunca bi süre bu. Her gün hatta bazı günler bir kaç kez yazardım eskiden. Her neyse, bu ara da böyle; yazmamak için özel bi gayretim yok, tıpkı sık yazdığım dönemlerde yazmak için bi gayretim olmadığı gibi. Olduğum günden geriye doğru gidersem eğer;
- Yazmaya başlamadan hemen önce annemle görüştük. Onu bana çağıracaktım kalması için. Babam bir hafta evde olmayacaktı, kardeşim de olmayınca yalnız kalmasın diye düşünmüştüm. Fakat o da ne? Babamın evden uzakta geçirdiği hafta geçen haftaymış!!! Arada yaptığımız onca telefon görüşmesini filan silmiş olmalı zihnim, epey güldüm kendime. Nasıl oluyor da zaman kavramından bu kadar kopabiliyorum bilmiyorum. Şimdilik gülüyorum ama pek hayra alamet değil sanırım bu durum, annem gene tipik tanımlamasını yaptı olayla ilgili “aşık kızım benim”, efendim buyrun benim :D
- Dün kayınvalidemler, esmacan ve yeğenler bizdeydi. Akşam da kayınço geldi. Çocuklar yaramazlığın dozunu iyice kaçırıp, antrede kovalamaca oynamaya başlayınca heeeeeeeeeeeeeeyt diye bi nara attım , bi de “dağılın huleeeyn” dedim hepsi dağıldı, ses soluk kalmadı :D Eğlenmelerine bir şey dediğim yok, gürültülerine de dayanabilirim ama biz 5. katta oturuyoruz, alttaki adam da insan yani, patır patır koşulur mu aaaaaaaaaaa.
- Bu hafta içinde iki gün ikizlere baktım, iyice dillendi keratalar. “Üşya teeje ben seni gocımaaa siviyom” diyo biri, öbürü durur mu “ben daaaa gocımaaa siviyom” diye atlıyor kollarını kocaman açarak. Yemeklerini yedirirken “aç ağzını teyzecim” diyorum birine, öbürü hemen “bana da tejecim et” diyor. Akşama kadar vakit nasıl geçiyor anlamıyorum. Şunu farkettim ama ikizler bendeyken daha çok okuyabiliyorum ben. İki kere onları sallayarak uyutuyorum, bu arada okuyorum. Sonra kikirik kızımın odasında hep birlik oynarlarken yanlarında oturup, oyuna katılmadığım zamanlarda da okuyorum. En güzel bi şey.
- Okumak deyince; Ramazan öncesi göveç sefası yaptığımız Ayaş ziyaretinde eşimin kuzeninin kütüphanesinden aldığım üç kitabı sıraya koydum. Ramazan’da Kur’an okumak istediğim için başlamamıştım okumaya. Coelho’nun Zahir’ine başladım, sonra Hijyenik Aşklar var sırada Yılmaz Erdoğan’dan, en son da Livaneli’nin Sevdalım Hayat’ını okuyacağım nasip olursa ve de oyundan başımı alabilirsem.
- Anlaşılacağı üzere Age of Empires takıntısı sürüyor, yatmadan önce bi doz alıyorum. İşin tuhaf tarafı rüyamda da devam ediyorum oynamaya, oyundaki kadın işçi karakteriyle. Bi yoruluyorum bi yoruluyorum sormayın; odun kes, tarla işle, ev inşa et, rüyamda o kadar çalışınca sabah da yorgun uyanıyorum haliyle :D
- Bunun dışında ehliyet için önüme çıkan tüm fırsatları tepiyorum, “armut piş ağzıma düş” çü olmuşum iyice. Eşimin dayısının tanıdığı birinin kursu var eve yakın, taksit de yapacak. Adamcağız “sen git kaydını yap, akşamları ben seni arabayla bırakırım kursa, arada biz Elif’le takılırız, çıkışta seni alırız” diyor, ben de hala tık yok. Daha ne yapsın elimden tutup kayda mı götürsün ilkokul çocukları gibi. Pes bana pes. Askerlik süreci başlamadan önce arabayı iyi-kötü kullanmam şart (alış-veriş, hastane vs. gibi durumlar için, yoksa adamı askere gönderip fellik fellik gezecek değilim herhal, yapmam di mi :D) deyip, sonra da kös kös oturuyorum!!! İki kayıt evrakını hazır etmek, bi fotoğraf çektirmek bu kadar mı eza gelebilir bi adama? Evet, bana geliyor, pııfff!!!
- Sinir oldum bak şimdi kendime.
- Neyse yaaa, bir kaç gün önce üniversiteden kankam, ikinci ahretliğim serabımla görüştük telefonla. İsmini vermeyeyim bir vakfın 98′de yaşanan örtü sorunu ve devamında yaşananlar ile ilgili bi çalışması varmış, onlarla röportaja gitmiş. Bahsim geçince telefonumu istemişler, o da bana sormak istemiş. Ver dedim tabi, biz bile yaşananları gün be gün unuturken, bi sonraki nesil bu olayları hiç yaşanmamış sanacak, ama yaşandı pek çoğumuzun hayatını darmadağın ederek hem de. Laf lafı açtı, okulda sinema bölümünde okuyan bi arkadaş o vakfın sinema kulübündeymiş, İngiltere’de sinema okumuş, şimdi bi ajansı varmış filan. Millet ne kariyer yaptı bee dedik karşılıklı. Biz de annelik kariyeri yapıyoruz en güzeli, dedim. İçimden başka bir şey de geçti ama Seraba hatırlatmadım. Aynı arkadaş bizim fakülteye örtü yasağı haberi gelince, ahretliğe “çıkarmayacaksınız di mi örtünüzü” demişti, sonra onlar içerde biz dışarda geçti yıllar. Bizimle çok farklı zihniyetteki başka erkek arkadaşlar kısa süre de olsa bize destek için derslere girmezken bu arkadaşlar paşa paşa okudular okullarını. Şükür ki kadınız ve şükür ki bununla imtihan edilen biziz, diye düşünüyorum aslında. Ama insan zor zamanlarda gereksiz bir destek isteği duyuyor içinde mani olamıyor.Ya da destek olunamıyorsa örttüğümüz örtünün sahibiymiş gibi davranılmasın istiyor.
- Yine neyse, her neyse ve kime neyse? Gitmeliyim, kızıma sözüm var, kitabından bi bölüm okuyup uyuyacağız birlikte. Son zamanlarda adına anne-kız saati dediğimiz zaman dilimleri oluşturduk kendimize, aniden anne-kız saati ilan edip birbirimizden başka bir şeyle ilgilenmiyoruz, çok güzel oluyor :D
Vesselam.
*zaman geçip gidiyor/şebnem ferah