Uraganik











{Nisan 14, 2009}   uğurlama ***

Saat 23 suları * (şart mı, hiç değil)

Bugün itibariyle evimdeyim.

Yazdıklarımı derleyip toplamak bi sıraya dizmek istemiyorum şu an, öyle aklıma geldiği gibi, içimden geçtiği gibi yazayım kabataslak notlar olsun kendime. Anı deposu diyorum ya hani, işte öyle. Sitenin başlığına da ekledim zati, ne kadar durur orası meçhul ya, amaaaaan…

*

Çooook çok zaman olmuş, olsun. Oluversin. Ne olmuş olmuşsa yani. Ucunda ölüm yok ya. Ve daha da önemlisi “olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu” bu! muymuş, kim uydurmuş bunu yaw, -şekispire oolum, baban da mı uydurukçuydu yavrum senin? bu tıkırtılar kemik sesleri mi…

*

Geçtiğimiz haftanın perşembe’yi cuma’ya bağlayan gecesi, “hala belli olmadı mı yaaaaa” şeklinde sorgulama yapıp dururken, pes edip yatmaya gitmiştim. A’nın sesi duyuldu içerden, “bizim dönemin yerleri açıklanmış, gel de bakalım”. Ne soğukkanlı şu benim adamım. Bilgisayarın başındaki ben olsam zırt diye bakıverirdim hemen. Neyse efenim girdik numarayı, sorgula komutunu verdik. Çıkan sonucu görünce afalladık önce ama yapacak bir şey yok tabi.


*

Pazartesi sabah Kars uçağına binip gitti A. Yolcu etmek için bir sürü insan doluştuk havaalanına. Tek tek vedalaştı, yakınlık derecesine göre ters sıralama. En son biz kaldık, dolu dolu baktı gözleri A’nın, ben şirin şirin sırıttım yine, öyle yapmalıymışım gibi geldi o an ve hala böylesi doğru geliyor. Kabus gibi bir an; kızının boyuna küçülmüş bir baba, boynunda küçücük sımsıkı kollar. Kah sarılıyor, kah yüzünü okşuyor minicik elleriyle. A. kalkıp gitmek için hamle yaptıkça, yeniden ve yeniden tekrarlanan bi sahne, çekim hatası gibi ama film değil. En son söküyor kendini kuzusundan, kulağıma eğiliyor, titriyor sesi “senin yanında olsun her zaman, kimseye bırakıp bir yere gitme olur mu, hiç kimseye…” Büyük bir ciddiyetle sallıyorum başımı, “emin olabilirsin” demek bu aramızda. “Sen düşünme bunları, ben her şeyi … senin istediğin gibi… ” diyorum eksik ama anlıyor O; ve içimden neler diyorum daha, kimse duymuyor, gülümsüyorum hala. Zorla ama olsun gülümsüyorum ya.

*

Oldum olası sevmiyorum merasimleri, güle güle oturun’ları, bir avazda’ları, dostlar sağolsun’ları, darısı başınıza’ları… Gereksiz geliyor, yetersiz geliyor, hele de yüzyüze olanları, dili başka yüzü-gözü başka olanları… Gezesi gelmişlerin kendilerine uydurdukları bahaneler gibi, dua etsek ya sadece sessizce, göstere göstere mi olmalı illa yani… Ben bu tarz zorunlu! ziyaretlerden ezilip büzülüp olduğum yerde, hiç bir şey diyemeden gelirim. Oysa nasıl rahat bazıları, ne kolay anladıklarını sanıyorlar her şeyi ve hem bunca yabancıyken bana, hiç tanımıyorlarken beni. Yapmak için yapılmasa ya bazı şeyler de, bi anlamı olsa…

*

İyiymiş adamım, “rahatım” diyor. Kars’a indiğinde, teslim olduktan bi saat sonra ve akşam aradı dün. Bugün de onikide, altıda ve onda aradı, rütbe dikmiş. Eli iğne görmüş, duy da inanma!

*

Bi kart yaptık beraberce babaya, resim de yaptı kikirik, ben de iki satır yazayım yarın postaya vereceğiz mektubu. Ne uzun olmuştu mektup yazmayalı, yazıp da göndermediklerimin bile üzerinden seneler geçti.

*

Dokuzbuçuktu saat, “yatalım” dedi kikirik. Yatış öncesi malum işler. Tuvalet, diş fırçalama, pijmaları giyme faslı. Hikayesini seçti, okudum. Bi tane daha istedi onu da okudum. Sırtını döndü, uyumak için. BAna bakarak uyuyamıyor tuhaf, korkuç olmalıyım ya da belki palyanço gibiyimdir. Uyku duasını etti yine, ruhum kelebek olsun‘luyu hani. Baba’ya dua hani, dedim. Ettik. “Kimsenin babası askere gitmesin” diye bitirdi duayı, amiiiiin…

*

Karışık ve bir o kadar da esirtik!. Böyle bir kelime var mı bilmiyorum, şimdi aklıma geldi, yani “aklıma estiği gibi” manasına. Yoksa bile artık var; hem söylenişi de güzel esirtik, sıyırtık gibi :)

……………………………………………..

Ugurlama – Grup Yorum

***en sevdiğim damar olanlardan ve şu an en uygun başlık üstelik…



ve benzeri