Uraganik











Paytağı artık Elifin bebek küvetinde yüzdürüyoruz, leğenden atlıyor kereta, büyüyor.
Hayvanların büyümesini izlemek, çocukların büyümesini izlemek gibi değil, sabır istemiyor. Çok hızlı değişiyorlar. Sarı tüyleri neredeyse tamamen değişmek üzere, biraz başında kaldı ve artık orada da beyaz tüyler alttan geliyor. Bu keretanın gagasını tutup, sağa-sola sallamaya bayılıyorum ve o da çok seviyor. Uzatıp duruyor gagasını tutayım diye.

Suyun içinde oynamasını izlemek çok keyifli, insana tüm sıkıntılarını unutturuyor, tamam abarttım tümünü değil belki ama büyük çoğunluğunu.

İki kahve yaptım. Bizimle birlikte içsin diye elife de kakaolu süt hazırlayacaktım ama kakao kalmamış. Kikiriğe de söylemiştim bi kere.
Aniden içimden başka bir şey yapmak geldi. Hemen bir pipet açtım. Çok düz göründü gözüme. Şöyle renkli bir şeyler olsa…

Kızım bu arada kakaolu sütünü sorup duruyordu, “kakao kalmamış, sana başka bir sürprizim var, salonda bekle” dedim. Heyecanla kağıda bir çiçek çizip kestim, alelacele boyadım elifin kalemleriyle. Çiçeği pipete taktım ve elife götürdüm. Bayıldı. Yaprağına vurunca da rüzgar gülü gibi dönüyor. Ben daha çok bayıldım, aniden depreşiveren sürpriz yapma isteğine. Hep depreşiverse…

Ne çok sürpriz yapardım eskiden, ne çok şaşırtırdım etrafımdakileri, ama yıllar geçtikçe ve ben büyüdükçe gitgide azaldı bu tarafım eksildi hiç durmadan, bilmem niye?

Cumartesi ikizler bendeydi, onlarla ilgilendim.

Günlerdir canım da çok sıkılıyor, ağlamaklı geziyorum hep. Ne vakit aynada yüzüme baksam, gözlerim doluyor kaçıyorum. Dün oturup hesap ettim 12 gündür dışarı çıkmamışım hiç.
Çocuklar gidince Elif’i babasıyla bırakıp çıktım. Önce karşıdaki arazide yürüyüp, oradan ufku seyrettim, sonra sokaklarda ağır ağır dolaştım. Bir kaç senelik ömrü ağır okumayla uzatılıp zamana yayılmış, bir insan canlandı gözümde, o bendim.
Bir şeyler yaptığını sanıyor ve o kadar ağır yapıyor ki aslında toplamda yaptığı kaydadeğer üç-beş şey var.

Ayaklarım beni çiçekçinin önüne götürmüş orada farkettim. “küstüm çiçeği” var mı diye sordum. Varmış. Aldım bi tane. Önce kendim için alıyordum ama sonra sarmalarını söyledim, elif’e hediye etmeye karar verdim çünkü. Bu çiçeği ahretliğin annesine gittiğimizde görmüş ve çok sevmişti. Üzgün çiçek, koymuştu adını. Yaprağına şöyle hafifçe vuruyorsun, küsüp yapraklarını büzüştürüyor, dalını eğiyor. Bir kaç dakika sonra normal halini alıyor.
Kendimi bu çiçeğe benzettim, hafif bir darbeye küsüp boynumu büküyor, kısa bir süre sonra hiç bir şey olmamış gibi davranıyorum.

Günler böyle kendi kendime yarattığım acıklı “slowmotion” modunda akıp gidiyor. Aynı aşağıdaki videolardaki gibi.

SloMo Promo 2 from Pathos Media on Vimeo.



{Haziran 8, 2008}   rüzgar

Sustum, dinliyorum.
İçimden gelmedi yazmak; aslında bir-iki filmden, sıkı bi haber sitesi olacağını umduğum bir adresin magazine boğuluşunun bende yarattığı hayal kırıklığından, yoğun bir hafta olacağından, nedenlerinden filan bahsetcektim, sonra…
vazgeçtim, içim sıkıldı.

ruzgar – nil karaibrahimgil



{Haziran 5, 2008}   Göç

camlarim, canim

  • Ben şimdi bu fotoğrafı çektikten hemen sonra yaptığım gibi uzanıp çamların dibine, gökyüzüne bakmak istiyorum sadece. Fena bir sıkıntı dalgası önüne katıp götürürken beni, Tolstoy’un Hz. Muhammed adlı kitabının üçüncü bölümündeki itiraflarını dönüp dönüp okuyorum. Hayatın anlamını arayışını, anlamı aklıyla ararken hiçliğe ulaşmasını, intihar noktasına gelişini ve ardından inancın gölgesine sığınışını. Akıl yürütme biçimini anlamaya çalışır gibi bir halim var, yoksa kitap bittiği halde tekrar tekrar niye dönüp duruyorum üç gündür etrafında bu satırların?

  • Unutkanlık işi iyice coştu, nereye gidiyorum böyle? Beynim ne çok şeyi silip duruyor. Bu sabah yaptığım keke -tezgahın üzerine açıp hazırladığım halde- kabartma tozu koymayı unuttum. Dün de bir şeyleri unutmuştum, önceki günde ama ne unuttuğumu da unuttum.

  • Ayaklı makine gibi dolanıyorum etrafta ne görsem donduruyorum, anı durdurmanın sadece fotoğraf çekerek mümkün olması ne acı, keşke başka yolları da olsaydı. Hayatın bir pause düğmesi olsa ne iyi olurdu.

  • Şimdi şampiyona yaklaşıyor ya, benim futbol fotoğrafı çekme arzum depreşti. Nereden çıktı bu istek bilmiyorum, mazisi de çok değil ama en son fener’in maçlarından sonra bir sürü internet sitesinden maçın fotoğraflarına bakınıp durmuş, şunlardan birini de ben çekebilseydim demiştim. Maç fotoğraflarındaki hareketli anların dondurulmuş hallerine bakmak çok keyifli geliyor bana. Adamların abuk-subuk hareketleri, tuhaf jest ve mimikleri… Maçı almak için gösterdikleri gayretin en net görülebildiği yer bu fotolar, belki de ondandır. Birilerinin bir şeyleri bu kadar azimle istediğini görmek iyi geliyor sanırım.

  • Yapılması gereken tonla iş var, kılım kıpırdamıyor, kötü tarafı yakın zamanda kıpırdayacak gibi de görünmüyor.

  • Sadece dağbaşı istiyorum, şööle sessiz, ıssız… Yokuşaşağı çamların arasında koşmak istiyorum, nefesim kesilene kadar. Sonra da ağaçların arasından sızan güneş ışığının altında derin mi derin bir uyku çekmek. Sonrası göç, göç etmek istiyorum daha manalı bir hayata, var mı hali hazırda bildiğiniz anlamlı bi hayat?

  • Allah’ım acı bana, ruhuma ferahlık ver, içimi tazele. üfle… Yakınlaştır beni sana, adım atsam tutarsın elimden ya, adım atacak gücü ver ruhuma ve gerçekten bulmak istemeyi Seni…

Goc – Gulay



{Haziran 3, 2008}   Zor gece

Yazmayacaktım aslında ya, bilgisayarın başına oturup, orayı burayı tıklayıp aradığımı bulamayınca ve şimdi şu an izini kaybetmişken o kötü rüyanın, neden bilmem dökülüverdim işte uluorta.

DSC05482

Dün bunun kadar karanlık bir gece geçirdim, dünyada yaşabileceğim/i sandığım en zor anları yaşadım rüyamda, ağlayarak uyandım. Saat bir buçuktu. Aklını yitirmek çok kolay bir şeymiş, tattım. Çaresizlik ve sabır, iki kelimelik izi kaldı rüyamın, ardından taşıyamayacağım yükü yüklememesini diledim mevladan.

DSC07863

Yüreğimi ezen rüyadan uyanır uyanmaz gidip; öptüm kokladım, açılan üstünü örttüm ve yanımda olmasına şükrettim. Onu koklayınca bahar doldu içime.

DSC07916.JPG

Biraz oyaladım kendimi, küçük evimin büyük sokaklarında dolaştım. Ardından düşündüm; yaşanan her acıdan sonra böyle kabuk tuttum işte. Kabuk tutan yaralarıma üzülmedim hepsini sevdim, garip ama o acılardır beni ben yapan. Kabuklarım iyice sertleşip düşmesin, ince ince yaksınlar canımı, istedim. En son mırıldanarak girdim yatağıma “acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem /acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir”



{Mayıs 31, 2008}   sihirsiz nefes gibiyim!
  • Neden bilmem tadım yok gene, amaaan!
  • Dün bloga bile bakmadım, mucize gibi!
  • Dalgınım epey; o kadar ki dün haşlansın diye koyduğum yumurtayı ocakta unutmuşum, mutfaktan gelen patırtı sayesinde ayıktım, kaynaya kaynaya suyu bitmiş, ondan sonra da patlayıp oraya buraya savrulmuş, ıııy!
  • Bu vukuatın tek iyi yanı, ne zamandır yapmam gerektiği halde tembelliğimden erteleyip durduğum; fırını çekip- arkasını-elini yüzünü- etrafındaki fayansları temizleme işini halletmek zorunda kalmam. İyi de oldu, sıkkınken orayı burayı ovmak iyidir. O kadar parladı ki mutfağın o köşesi, şaşırdım! Uzun zamandır böyle pakladığım bir yer olmamıştı, nasıl ovduysam?
  • Kikirik üçüncü günü doldurmadan ateş badiresini atlattı. Bendeniz ateşi üç gün düşürmeye çalışırım, düşmüyosa ondan sonra doktora. Ne öyle hemen ateşlendi diye doktora mı gidilirmiş? Ondan sonra dayıyorlar yerli yersiz antibiyotiği, kullansan bi türlü, kullanmasan bi türlü.
  • Şu günlerde bana iyi gelen tek şey , balkona çıktığımda -hafif bir rüzgar da varsa eğer- burnuma çalınan hanımeli kokusu, uff ne güzel bir koku o ya !
  • Haa dün bir de elifin gardrobunu düzenlemeye çalıştım, gecenin on ikisinde. Manyak mıyım, neyim? Sordum gündüzler çuvala girmiş, bir geceler kalmış bu iş için, ben de gece bir saat uğraştım. Eline ne gelirse, gözü nereyi keserse tıkıştırmış! Şimdi açınca en azından ne nerede ilk bakışta görülüyor.
  • Hazır ucundan köşesinden girişmişken kalksam mı artık bir yaz temizliğine, camlardan dışarısı görünmüyor.
  • Aman görünecek de ne olcak?
  • Dur şimdi, şu elifciğimin merserize hırkasını bitireyim de ondan sonra.
  • İyi de anneler için ördüğüm şu süslü püslü havlu kenarlarının da bitmesi lazım, bir de süheyla teyzenin fularının mekik oyası, e ayşenin düğünü de temmuzda, ona da bir iki bir şey yapmalı………..uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuf.
  • Yaz geldi mi ne çok ütü yığılıyor, kalkıp yapmalı.
  • Bir de gülüyorum; muro, çeto ve yıldırım üçlüsüne, pana film’e en içten teşekkürlerlerimi sunarım!
  • Dağınık oldu bu yazı, benim gibi, evim gibi, kafam gibi.
  • Olsun toplanır ama, su akar yatağını bulur diyorum, bi turist ömer selamı çakıp kaçıyorum.
  • tsm’den sıkıldım, cem karaca dinleyeceğim bugün, uysa da uymasa da!
  • zaten bu posta uygun şarkı bulmak imkansız ya!
  • bir kaç gün yazmazsam meraklanmayın e mi? / Ya da siz bilirsiniz…
  • anlaşıldığı üzere yazasım yok!
  • bitti

Herkes Gibisin – Cem Karaca



ve benzeri