Sene 95, üniversiteye hazırlanıyorum. Cebecideki evimden Necatibey caddesindeki dersaneme kadar yürüyorum. Kurtuluş parkının içinden, o sevdiğim yoldan yürüyorum. Parkın bitiminde karşıya geçip çok katlı otopark girişindeki çarşının parka bakan kapısından girip diğerinden çıkıyorum. İki yüz metre yürüyorum yürümüyorum, bir araba parkediyor bir binanın önüne, benim de bir kaç saniye sonra geçip gideceğim yere. Kafamı kaldırıp binaya bakıyorum bbp genel merkezi, daha önce bilmiyorum hiç orada olduğunu, ilgilenmiyorum. Arabadan Yazıcıoğlu ve iki kara çocuk iniyor. Çocuklarının birini bir yanına diğerini öbür yanına alıyor, gülerek şakalaşarak keyifli keyifli bir şeyler anlatıyorlar. Gülümsemelerinden ben de nasipleniyorum sabah sabah. Sonra yine dimdik, emin adımlarla giriyor binadan içeri. Güneş pırıl pırıl, binanın girişine vuruyor. Güzel bir sabah oluyor, ilk defa siyasetçi gibi değil bir baba gibi görüyorum onu, toplasan üç-dört saniyelik görüntü. 24 kareden 4 saniye 96 kare, 100 kare bile değil. Orada seviyorum onu ve ne zaman biri Muhsin Yazıcıoğlu dese, sadece o görüntü geliyor gözümün önüne. Mesleki nedenlerden çok kez yeni kareler oluşmasına rağmen zihnimde, yine de sadece o kareler, sonunda hep aklımda kalan. Hakkındaki haberleri ilk duymaya başladığımda da, o kara çocuklar geldi aklıma ilkin. Şu an bile yazarken, o güzel ışıkta beyaz gömlekli, gencecik bir baba gülümsüyor bana, tıpkı o gün gibi….
Allah tüm ailesine sabr-ı cemil nasip etsin, mekanı cennet olsun, rahmetiyle muamele etsin mevla. Diliyorum o ve yanındakiler son nefeslerini verirken çok fazla acı çekmeden tatlı bir uykuyla sarmalanıvermişlerdir.

