ilk direksiyon dersinde bi yere toslayıp mevta olmadım. Hala yaşıyorum, bu habere üzülen yoktur umarım:) Fakat dersin olduğu günün akşamı omuzlardan başlayan ve boyna da yayılan ağrım ciddi bir tutulmaya dönüştü. 2 gün kendime gelemedim. Neyse ki bugün iyiyim.
*
Direksiyon hocası acayip rahat bi adam, neredeyse sesi hiç duyulmuyor, bir iki ikaz dışında. Kendini kırk yıllık sürücüymüşsün gibi hissettiriyor. İlk seferde trafiğe çıkardı biz acemileri. Bu kardeşiniz başlangıçta yolların tek hakimi tarzında yolu ortaladığını farkedince, yakınları ile ilgili söylenecek güzel sözleri(!) düşünerek, çok geçmeden yolun sağına geçmeyi aklına getirebildi. Korkularım azaldı ama geçmedi, Çarşamba günü aracın koltuğuna bırakıp gelicem tümünü inşaallah.
*
Diğer dersler iyi gidiyor, muhtemelen yazılı sınava çalışmama gerek kalmayacak.
*
Kursa giderken yürüyorum en az 40 dakika sürüyor, bir de dönüşü var. İki haftada iki kilo vermişim yürümenin dışında hiç bir şey yapmadan hem de, boğaz yine bildiğin pisboğaz. Arıyorlar bizimkiler “çıkışta alalım seni” diye, “gerek yok ya siz keyfinize bakın,üşümeyin ben gelirim” diyorum, bilmiyorlar işime geliyor.
*
Dünde kurs çıkışı kuaföre uğrayıp erkek traşı yaptırdım. Koltuğa oturdum, nasıl olacak? diyen Mesude hanıma; olabilecek en kısa modeli kes, dedim. Kadıncağızın yüzü değişti, acıyarak baktı bana, kıyamadı saçlara (bi ben değilim yani, kıla-tüye bağlanan) önce bi güzel ördü, sonra örgüyü dibinden kesti, baktım aralarında postij mostij fısıldaşıyorlar; sen benim örüğümü bi paket yapıver, dedim:) 7-8 senedir bu kadar kısa kestirmemiştim, nasıl rahat olduğunu unutmuşum, ricoys reklamı gibi wash and go!!!
*
vesselam
cumartesi trafik, pazar günü de motor dersi (9-4 arası) vardı.
Yaklaşık 5 yıldır eşi ya da çocuğu yanında olmadan sayılı dışarı çıkmış biri olarak, kendimde sosyal fobi gelişmiş olacağından emindim, kalabalık ortamlardan hazzetmeyişim de hesaba katılırsa, bir köşede salon bitkisi gibi yeşil yeşil durup ders bitince eve gelmem gerekiyordu. Ama tahmin ettiğim gibi olmadı, o kadar asosyalleşememişim, daha kırk fırın ekmek yemem gerek :)
Trafik hocasının mesleği gardiyanlıkmış, yenikent f tipinde çalışıyormuş. Hayatımda ilk defa bi gardiyanla tanıştım, son derece sıcak bir hanımefendi, mesleğinin insanda ilk hissettirdikleriyle yakından uzaktan ilişkisi yok.
Motor hocası da öğretmenmiş, daha ilk dersten neredeyse oto tamircisine çırak olabilecek kadar çok şey öğretti, karbüratörden, distrübitöre, jigleden, bujiye, endüksiyon bobininden, pistona kadar her parçanın ne işe yaradığını öğrendim. Ateşleme ve yakıt sistemindeki parçaları şimdilik. Adam dersin başında “Derslerin tümü bittiğinde aracınızın arızasının nereden kaynaklandığını %100 bulacak, %90 sorunu çözebileceksiniz, geriye kalan %10 luk kısım parça değişikliği ve uzmanlık isteyen kısım, bi zahmet onun için oto sanayiye gideceksiniz” deyince, ben içimden “atıyoosssun” diye geçirdim ne yalan söyleyim, ama günün sonunda 50 soruluk sınavda sadece 2 soru kaçırınca, bu defa helal olsun dedim. Ha gerçi çok da işime yaramayacak, şimdiki arabalarda açıkta bir şey yok pek ama yine de aracın çalışma biçimini anlamak hoşuma gitti.
Kızım cumartesi- pazarını babasıyla geçirdi, bir kaç defa konuştuk. Halinden gayet memnundu. Ben de halimden memnun oldum, kendimi henüz eş ve anne olmadığım zamanlardaki gibi genç ve bağımsız hissettim iyi geldi, tabi günün sonunda bağlarımın beni beklediğini bilerek…
Bağsız bağımsızlık bir müddet sonra ancak acı veriyor, tecrübeyle sabittir. (açmak lazım ama uykum var)
Neyse ilk direksiyon dersim perşembe sabahı, umarım o da bu iki ders kadar verimli olur.
not;
kursta en çok hoşuma giden
1. acayip güzel ve her an hazır taze çay olması
2. çayın iyi olmasının yanında beleş olması
3. çay bardaklarının da iyi yıkanmış olması
:)
vesselam
03:15
Şu saatten sonra kuleye kapanıp prens beklemeyeceğine göre Rapunzel olma yolunda bu kadar azimle ilerlemenin bi mantığı yok. Havalar soğudu, ille kurutmak lazım, tembelsin hasta olursun, erteleme, kestir gitsin, hem kıl-tüyle bu kadar duygusal bir bağ kurmak anlamsız.
Avrupa Yakasında, Şahika ile Volkan’ın kafedeki sahnelerini izlerken A ile kendini düşünüp “işte bizi bekleyen trajikomik son” diye geçti içinden hiç yalan söyleme, ben senin ciğerini bilirim!
aslında yatmadan önce bir sürü şey yazıyorum kafamda ama teknoloji o kadar ilerlemediğinden burada görünemiyor maalesef. İşin doğrusu bilgisayarı açıp, nete bağlanıp, kafamdakileri buraya aktaracak ne zaman ne de istek bulamıyorum kendimde. Son yazıyı yazdığımdan bu yana sanırım iki kez nete girdim, yorumlara bir şeyler yazıp, bir iki bloga bakabildim ancak.
Havalar soğudu biz de ailecek şifayı kaptık. Ağır bir durum yok elhamdülillah ama kikiriğin bugün yutkunma sorunu başladı, uğradık ayşin doktora ama mesaisi bitmiş, vardiyası olan doktor amcayla da pek anlaşamıyoruz. Yarın sabah Ayşin’e gideceğiz erkenden. Sesimiz kısık, konuşmak istemiyoruz. Aslında sabah ses kısıklığı dışında bir şey yoktu, hatta ehliyet kursuna kayıt için yola çıktık. Arabayı parkedip, yürümeye başlayınca uykusunun geldiğini eve gitmek istediğini söyledi. Baktık halsiz görünüyor, geri döndük. Hastaneye uğrayıp Ayşin hanımın mesaisinin bittiğini öğrenince de doğru eve.
Takviyelere başladık, sürekli bir şeyler içirip duruyorum. Şimdi de gidip babamızın hazırladığı salepi içirmeye çalışacağım kuzuya.
bizim durumlar böyle, tüm yorum yazan arkadaşlara teşekkür ediyorum ama ben bu aralar pek cevap yazabileceğimi sanmıyorum yorumlara. şimdiden af buyrun efenim.
vesselam.
Pazar günümüz fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere köy hayatından küçük bi numune tadında geçti. Uzunca bir süreden sonra ilk defa pazar günü çalışmayan babamızın öncülüğünde babaannemiz ve dedemizle birlikte Ayaş’ın gönece köyüne gittik, kurbanlık bakmaya.
Gitmeden önce özenle(!) hazırlandı küçüğüm. Bir beden büyük pantolon simli kemerle tutturuldu, gömleğine uyuyormuş başka bir şey giyemezmiş. Eski ayakkabılar seçildi ayakkabılıktan, “hani bayramda aldıklarını çok seviyordun, niye giymiyorsun” dedim cevap hazır “çamur olur onlar, sen bunları yıkarsın, o yıkanmaz”
Neyse efenim havanın güzelliği bir yandan, hayvanların çeşitliliği bir yandan, toprak bir yandan kikiriğin keyfine diyecek yoktu. Önce karabaşa takıldı, fotoğraftaki teyze zaptetmese sarılacaktı neredeyse. Köpek de bizimkini sevdi, elini yaladı hatunun, yüzüne ramak kala ben çığlığı bastım :)
Sonra sıra ineklere geldi, biraz çekingen davrandılar önce. Ama baktılar ki benimkinin pes etmeye niyeti yok, sonunda onlar da dize geldi. Yemliklerin önüne yabancı biri geldi mi yanaşmayan yemlerini bile yemeyen ineklere yaklaşmayı başardı. Hatta bi tanesini bi aşağı bi yukarı koşturdu, elif çitin bu tarafında (tabi ben de arkasında), melek(sarıkız koydum ben adını, elif değiştirip melek yaptı) öbür tarafında 8-10 kez gidip geldiler. Sonunda melek neredeyse çitten atlayacak hale geldi; kızdı mı, sevdi mi elif’i bilemedim:)
Bi de 6 aylık bi buzağı vardı şirin mi şirin ama pek asabiydi, yanına yaklaşınca zıplayıp durdu. Kendine zarar vermesin diye, pek yaklaşmadık biz de.
Hayvanlarla hemhal olma faslından sonra iş toprağa geldi, bi güzel çalıştı. Hatta gitmeden önce bizim sitenin bahçesinden topladığı akşam sefası tohumlarından bir kaçını oradaki bahçeye ekti, teyzeye hediye olarak. Üç saat kadar kaldık orada ve bir dakika oturmadı, ve yine tabi ben de. Ayrılma zamanı gelince ise ikna etmek epey zor oldu hatunu, hava güzel olursa yeniden geleceğimiz söznünü koparınca pes etti. Yol boyunca “ben danayım” diye muuu ladı durdu, ne dediysek, ne sorduysak muuuyla cevap verdi. Ben bir ara, “sağa çekin dananın biri arabaya sızma yapmış” dedim ve araba yavaşladı, bizim ki o zaman bile dana olmaktan vazgeçmedi:)
Gönece’ye kadar gidince, Ayaş’a uğramamak olmazdı, olmadı. A’nın kuzenleri oturuyor orada, yemek- kahve-çay faslı derken akşamı da orda ettik. Kuzenlerden birinin iki kızı var, kikirikle pek iyi anlaşıyorlar, kuzum varlığını bile unutturdu bana, çeşit çeşit oyunlar oynandı, yine keyifler gıcırdı yani.
Arabaya biner binmez de beklenen oldu, sızdı kaldı :)
Çocuğunun bakışlarında yaşar anneler, evladının gözlerinin içi gülüyorsa ve bunu görebiliyorsa daha ne ister ki bir anne…
vesselam