Uraganik











{Eylül 28, 2008}   Bayramınız Bayram Ola!!!
  • Bayram hazırlığı deyince, imkanı olan her anne gibi benim de ilk işim kızımın bayramlık cicilerini almak oluyor. Onları güzelce askılara asıp arefe akşamı başucuna koymak için hazırladım. Pabuçlarımızı da dolaba koyduk, arefe akşamı onlar da yatağın yanındaki yerlerini alacaklar. Mor kadife pantolon, mor hırka ve rengarenk cıvıl cıvıl bi bluz. Giydirip bakınca, kuzumun ne kadar büyüdüğüne şaşkınlıkla tanıklık ettim yine.
  • Bu bayram içimdeki çocuğa da bayramlık ciciler almak niyetindeydim, aslında hala niyetim var ama ne kalabalık var yaw, zaten alış-verişten hoşlanmayan ender hatunlardan biriyim. Kendime bir şeyler almak için o kadar sıkıntıyı yeniden çeker miyim bilmiyorum :)
  • Tokat yapraklarımız akşamdan ıslandı, evi toparladıktan sonra kocca bi tencere sarılacak. Tatlı düşünmedim şimdilik, belki kadayıf ya da revani yaparım, belki de hazır bir şeyler alırım onu da bilmiyorum:)
  • Bu bayram kardeşim bizimle olmayacak. Garip bi bayram. Anneannemler de köyde kalacaklar bayramda, aslında her yıl dönmüş olurlardı ama bu bayramı orada yapacaklarmış. Babam da bir kaç gün önceden babaannemin yanına gitmiş. Annem bayram sabahı yalnız olacak. Babaannem keçiören’de oturuyor, kayınvalidemlerde. Annemi alıp, şehrin öbür yakasına gitmek niyetindeyim, henüz karara bağlamadık ama aklımdaki bu.
  • Yine eş-dost-akraba ziyaretleri ilk iki gün, sonrası evde. Arzu eden buyursun gelsin, zeytinyağlı sarma ikram edeyim efenim. (bir de üşenip yapmaz mışım, gör bak rezilliği :)
  • The Pursuit of Happynees / Umudunu Kaybetme adlı filmi izledim dün akşam tv’de. Hem de tekrarıyla birlikte. Will Smith döktürmüştü gerçekten ve tabi şipşirin oğlu da. Yine ağlak bi akşam oldu yani anlaşılacağı üzere ama yakışır Eylül’e gözyaşı…
  • Gökyüzü de durmadı dün gece, bulutlar ağladı. Hoş bir dinginlik vardı havada, neredeyse huzur bile denebilir. Bu sabah altı sularında kara bulatların arasında incecik bir hilal vardı, ne kadar uğraştıysam da istediğim gibi fotoğraflayamadım ama uzun zamandan sonra içimde fotoğraf çekme isteği oluştu, mutluyum.
  • Yapılacak işler var, hava da ağır. Tam da “susalım karşılıklı” havası. En iyisi şimdiden bayram tebriğimi yapayım, içimden tekrar yazmak gelene kadar bayram biter filan da, ne me lazım.
  • Bayramınız Bayram Ola!!!



{Eylül 26, 2008}  

Hz. Aişe bir gün Peygamberimize:

”Ya Rasulullah: Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?” diye sordu.

Peygamberimiz şöyle buyurdu:

”De ki: Ya Rab; sen çok affedicisin, affetmeyi seversin, beni affet.”



{Eylül 25, 2008}   otuzumun ilk günü

Yorumları tek tek cevaplamak uzun zamandır yapmadığım bir şeydi, “doğum günü özel” kapsamında tek tek teşekkür ettim tüm yoranlara, kıymetinizi bilin bak:)

Ve gelelim düne; Aslında bir önceki gün yaptığım programı ikiye bölmüş, kitap fuarını da düne bırakmıştım. Bir ara rehavete teslim olacak hale geldiysem de, “hadi kalk tembellik etme, kendin için bir şey yap, bu kadarını borçlusun bana” dedim ve sözümü dinledim.

Kocatepe ve Sultanahmette başlayan dini yayınlar fuarı bu yıl 25. senesine gelmiş, şaştım. Ben hala 18-19 filan sayıyordum çünkü. Lise yıllarımdan (9o) beri her ramazan’da mutlaka ziyaret ettiğim fuar benim için bir nevi tutungaç, isteyince istikrarlı olabileceğimi kanıtlaması babından.

Uzun vadeli planlar yapmayalı yıllar oldu ama, kikirikle aklında kalacak ve her yıl iple çekeceği ortak bir zevkimiz olsun istiyorum. Bu yıl 2. senemiz. Geçen yıl sevmişti fuarı, bu defa daha avludan içeri girerken “oooooooo kitaplara bak, ne çooook” diye koşarak daldı içeri :) Ben de peşinden tabi. Geçtiğimiz yıla göre bu yıl daha fazla şey görebildiğimi söyleyebilirim.

Fuardan bu yıl Elifciğime 365 günde sevgili peygamberim ve çocuğumla her güne bir dua kitaplarını aldık. Ve bu ikisini alanadek tonla kitap elledik, bir yerlere çöküp okurmuş gibi yaptık, yayınevlerinin stantlarındaki abi-ablalarla takıldık. Dönerken sordum, “günün güzel geçti mi, en çok ne hoşuna gitti dışarıdayken?” diye, “her şey çok güzeldi, hepsini çok sevdim” dedi. Mevlana İdris’in televizyonları bozulan şehir adlı kitabını merak ediyordum, ama sadece kapağı vardı, baskıdaymış. Kipat yayınlarının Mevlana İdris serisi internetten takip edilecek artık. Bir de vadi’ye uğrayıp Akyürek’in yeni çıkanlarını almak istiyordum ama vakit kalmadı. Kitapları fuardan almak son derece ekonomik oluyor, alabilsem iyi idi ama olmadı.

Gerisi yeme, içme ve eve dönüş yolu işte.

Haaa bir de kardeşim Bilo’yu elin memleketine yollarken yanımda taşıdığım cep boy mealli Kur’an’ımı ona vermiştim, boş kalmıştı çantam. Ben de fuardan kendime doğum günü hediyesi olarak, Hayrat’ın neşrettiği Ahmet Hüsrev Hat’lı deri muhafazalı Kur’an-ı Kerimlerden aldım. Ne iyi etmişim, eve gelip başucuma koyunca öyle mutlu oldum ki onu aldığıma, kendime yapabileceğim en büyük iyiliği yapmışım gibi hissettim. Bir ara meallisini mi alsaydım diye geçirdiysem de içimden, “gözlerine yazık olurdu kızıım, bak yıllar geçiyor” deyip, avundum.

Ocağa çayı koyarken telefonum çaldı, ahretliğim “nassılmış otuuz, benim geçen sene ne çektiğimi anladın mı”dedi, “anlamam mı?” dedim, dertleştik, konuştuk. Ankara’ya geldiğinde lise yıllarımızı yadetme adına Kurtuluş parkının salıncaklarında sallanmak için sözleştik.

30 yaşında ilk günüm böyle geçti işte, keşke hepsi buna benzese…



{Eylül 24, 2008}  

Şimdi profilime baktım, 30 yazıyor.

He heyt beeeee

Ne kadar büyümüşüm, dedim kendime

ama kendim de inanmadı

***

Hep öğrenci kalacağıma öyle inanmışım ki,

ya da tamamlanamadığından takılıp kalmışım.

büyüdüğümü kabullenmek zor geliyor

hep o talebe kız varmış gibi…

***

Neyse

yukardaki çiçekler kendi kendime otuz yaş şeysi / neysi?

bilmem

bilsem söylerim.

***

Aslında kendime bir şarkı bile çaldım.

“Dön bak dünyaya” bugün için çok anlamlıydı, tahmin de etmiş biri.

ekleseydim dinleseydi her gelen dedim ama olmadı.

imeem kapanmış, youtube’u görüntüleyemiyorum zaten, bir iki video sitesine baktım ama kod bulamadım falan filan feşmekan….

***

sessiz kaldı buralar, olsun hadi hep beraber

***

yalnız kaldıysaaan, kal kıp ta pen ce ren den biir baaaak

güneş aç mış mıı, yağmur düş müş müü

dön bak dünyayaa

dön bak dünyayaa

ek: yazıyı yayınladıktan hemen sonra kuzucuğum benden hediye paketi istedi, bir de banttan iki-üç parça kesmemi. sen gelme annecim, dedi. sürprizi varmış bana. on beş dakika sonra seslendi odasından.
-anne klarnetimin sesini duyduğun zaman odama gelebilirsin, dedi ve öttürdü onu.
ben giderken o da elinde paketi ile bana koşuyordu. doğum günün kutlu olsun annecim, deyip sarıldı boynuma, hediyesini verdi. Hemen 3 kağıda 3 ayrı renkte anne-kız resimleri çizmiş, yanına da kendi kolyelerinden birini koymuş küçüğüm. Kendi küçük duygu dünyası kocaman kızım benim :)


  • İki gündür uykusuz halde öyle çok koşturmuşum ki, sabahtan beri uzanma durumundan oturma durumuna geçemedim. Tabi bunda hem uzanıp, hem okuma-yazma imkanı sağlayan lepistopunda etkisi büyük. Ne zamandır uğrayamadığım blogcu arkdaşları okudum, oraya buraya baktım, aylaklık yaptım. Ramazan başından beri bu kadar tembel takıldığımı hatırlamıyorum. Öğlen oldu uro, yap programını alooooo kime diyom, hiç!!!
  • Pazar akşamı Nurcihanların davetindeydik. Her şey çok güzeldi, yemekler, tatlı filan. Ama kardeşim o ne acı biber turşusuydu bee, tadı damağımda kaldı. Domates ve sarımsak ile kurulan biber turşularından yapmış, nurcihan ama biber muazzam, elleriyle toplamış bi arkadaşlarının bahçesinden, süperdi.
  • Acı biber turşusu deyince vazgeçemediğim harika bir lezzet var, denemediyseniz mutlak surette deneyin, fersan jalapeno acı biber turşusu. Ben dilimlenmiş olanını tercih ediyorum, bütün halde olanını hiç denemedim, acısı yerinde fazla büyük parçalar tüketmek yiğitlik ister:) Acı seviyorsan dene, pişman olmayacaksın…
  • Nerde kalmıştık, Nurcihanlardaki muhabbet epey uzun sürdü, Bilal abide tefsir, benim elimde bulaç meali önce tartışmayla başlayan mevzuu, sonunda Seyid Kutub cümleleriyle noktalandı ve aslında her meselenin çözümünde insanın vicdani sorumluluğunun ve rıza-ı ilahiyi ne kadar önemseyip önemsemediğinin yattığında hem fikir olduk.
  • Tabi bu arada saat de geç oldu, heyecanı gözlerinden okunan betülcüğümle üniversite hayatı üzerine birazcık sohbet ettik, bir yandan da çay bulaşıklarını yıkayarak. Eski günler canlandı gözümde, otuza sahiden iki kala, o günleri yaşayanın bir hayal kahramanı olduğunu sandım yine. Ne kadar uzakta kaldılar o günler. Anılar puslu ve yarım yamalak. Net olarak hatırlanan yaşananların damağımızda bıraktığı tat, ardındaki olayları unutmuş olsakta…
  • Dağılmayalım devam, eve geldikten sonra yapılacak bir kaç işim vardı, uyum süreci de ağır oldu. Saat ilerledi, bu saat olmuşken sahuru da yapalım dedik, eee sonra, namaza ne kaldı şunun şurasında dedik, sonunda ben yatabildiğimde saat altıyı geçmişti. Aynı gün kalabalık bir davetimiz olduğu için, bir kaç saat uyuyup kalktım. Önce evi temizleyip, öğleden sonra da mutfağa girdim. Sahurda tatlımı şerbetleyip, kullanacağım bakliyatları haşlamakla çok iyi etmişim, kutladım kendimi.
  • Güzel bi akşam geçirdik, ana yemek olarak portakal ağacının tariflerinden birini denedim, süper oldu. Sofrada salata-soğuk meze ve zetinyağlı görmeye ve tabi yemeye bayılan bi tip olarak bol ara-soğuklu bi sofra kurdum :) kurmakla yetindim mi hayır tabi ki de
  • Namaz, çay-tatlı faslı, meyve faslı, yeniden çay faslı şeklinde sürüp giden akşamı noktaladığımda saat yine bire geliyordu. Sahura sürünerek kalktım ama kalktım :) Bu yıl hiç bir sahur uykuya teslim edilmedi, süper.
  • Ve bu sabah Elif bile uyanamadı :)) En geç yedide başımda biten hatun, dokuzbuçukta ben uyandığımda hala uyuyordu. Uzun zamandır olmayan bi şey oldu, ben kikirikten önce uyandım:)
  • Bugün içinse yazıyı bitirip organizasyonu yapabilirsem; kocatepe turu, fuar ve yetiştirebilirsek dönüşte lcw mağazası bulup kızıma bayram için bir şeyler bakmak ve mümkünse hemen beğeneceğimiz bir şey bulup almak. Saatlerce mağaza turları atmak bana işkence gelmeye başladı bir kaç yıldır.
  • Neyse efenim son olarak bu arkadaşlara ve bu kardeşe sobeledikleri için teşekkürler ama konu ağır, hele ki yarın otuzu devirecek biri için, şimdi girsem bu konuya çıkmam mümkün diil yani.. Şİmdi siz yirmilerin en güzel yıllarını sindire sindire yaşarken, ühhüüüü ühhüü..
  • “Vazgeçtiğiniz hayaller”diye sobe olur mu beee, öldürecekmisiniz siz beni aaaaaaa :)


ve benzeri