Uraganik











Dün akşam itibariyle evdeki nüfus dörte düştü. Devamlı okuyanlar bilir, yaz başında 6 nüfus vardı evde, önce horoz adayımızı kaybedip beş olmuştuk, artık şipşirin faremiz de yok:(

Akşam yemekten sonra toparlanıp, yürüyüşe çıktık. Çıkmadan önce babamız uğrayıp hatrını sormuş, gayet iyiymiş. Ama döndüğümüzde öylece ölüme yatmıştı. Sıcaklar yüzünden sık sık bu yatış pozisyonunu alsa da en ufak sesimizde kafesin yanına gelir, şirinliklerini yapmaya başlardı hemen.

Fareciği akşamüstleri balkona çıkarıyordum serinlesin diye, biz yatana kadar da orada bırakıyordum. Eve dönüp de Elifim uyuyunca balkona çıktım biraz serinlemek için. Baktım bizimki yatıyor, gelişimle de ilgilenmedi, uyuyor sandım. Sonra konuşmaya başladım farecikle, baktım yine tık yok. İçime bir şüphe düştüyse de inanmak istemedim. Çünkü 9 aydır bizimle ve hiç bir sorunu olmadı şimdiye kadar. Kalkıp yakından bakınca o kıpkırmızı gözlerinin beyaza döndüğünü gördüm, oturup kaldım balkonda.

Alırken biliyordum aslında, uzun ömürlü olmuyor hamsterlar, ortalama bir buçuk yıl yaşıyorlar. Aldığımızda bizimki ne kadarlıktı tam bilmiyorum ama zamanını doldurmuş demek ki. Velhasıl bir pulpul paytağımız kaldı elimizde, onu da evcil hayvan parkına bırakınca ne yapacağız bilemiyorum, çok alışmıştık bu yavruşlara.

Ben böyle kayıplara üzülünce, eşim “öldüklerinde insan kötü oluyor, ben çocukken kanaryamı kaybettiğimde çok üzülmüştüm, almayalım diyorum, dinlemiyorsunuz sonra hep beraber üzülüyoruz” diyor.
Ama ben ona bu konuda katılmıyorum, birlikte geçirmiş olduğumuz güzel zamanların hiç mi anlamı yok yani? Bu hayvancıkların bize kazandırdığı merhamet duygusunun, seyirlik gösterilerinin, sevgimizin karşılık buluşunu gözleyişimizin…
Bence sonunda gidişine üzülmek olsa bile evinizi evcil bir hayvanla paylaşmak çok güzel bir duygu ve çok şey öğretiyor insana.

hoşçakal meraklı oburum.



{Ağustos 29, 2008}  
  • Bazen kendime çok şaşırıyorum, bundan beş-on sene önce -asla yapmam- dediğim bir çok şeyi hem de gönül rızasıyla yapar oldum. Önceden biri gelip, kayınvalidemin evini temizledim, şu işini tuttum bu işini hallettim” babından bir şeyler deseydi; cevabım -parası yok mu, tutsun birini, ne uğraşıyorsun?- olurdu. Şimdi birini tutmaya niyetli kadının evine gidip işini yapıyorum. Nereden nereye…
  • Ya o zaman yaptığım hamlıktı, ya şimdi yaptığım saflık, üçüncü şık ikisi de olabilir/olmayabilir.
  • Birileri için karşılık beklemeden bir şeyler yapmak, yıllar geçtikçe kazanılan bir davranış biçimi sanırım, bilmiyorum. Belki büyümekle ilgilidir.
  • Neyse işte, karışık mevzulara giresim yok. İki günü kakılmış modunda geçirdim, pişman değilim. Gene olsa gene yaparım:) ilk günün akşamı onca yorgunluğa rağmen, bir de altınpark turu ekledim, kikirik kızım pek bi eğlendi. Hele bu lunaparklarda ki salıncakların küçük versiyonuna da binince dünyalar onun oldu. Benimse aklımda mor ışıklarla süslenmiş, bir hayalin içinde olduğum hissi veren ağaç kümesi ve kulağıma çalınan eski bir tsm şarkısı kaldı. Keşke makine yanımda olsaydı, diye iç geçirmeyeli epey olmuştu bir de:)
  • Ramazan da geldi işte. Paytağı Ramazandan önce yeni yerine bırakmaya kararlıydım ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Şimdi de “havalar soğusun, o zaman mecbur gidecek” diye oyalıyorum kendimi.
  • Hazır bahsetmişken, şimdiden söyleyeyim, vakit bulamam belki sonra, tüm ziyaretçi dostların ve tüm inananların Ramazan-ı şerifi mübarek olsun, Mevla bu sayılı güzel günleri hakkıyla geçirmeyi nasip etsin cümlemize.
  • Haydi selametle…




Bir kaç gündür yoktum evde.
“ne ki şindi bu” deyip yine bi toparlama yapacağım ama önce bi evi toparlamak lazım:)
*
Samanpazarı ile atpazarı arasına gizlenmiş o muhteşem yerde -Pirinç Han’da- gramafoncu Kadir amcanın tozlu dükkanının önüne bi sandalye atıp, tamir edilmeyi bekleyen ve nice an/ı/ları iğnelerinde tutup işte bu şarkıların nağmeleriyle açık eden gramofonları arkama almış; bir bardak sıcak çayımın yudum aralarında -Kadir amcanın kaçak tütünle hazırladığı ve epey sert olduğundan içemeyeceğimi düşündüğü- nargilemin dumanını tüttürerek dinlemiştim ilk defa bu canım şarkıyı…
*
Dün gece eve gelirken kulağıma çalındı, dinlemek ve dinletmek istedim.
Aynı kaydı bulabildiğime memnun ekliyorum buraya, biraz sorunlu ama idare edin artık.

Sarap mahsende yillanir (K.HICAZKAR) – Zeki Muren



{Ağustos 25, 2008}   bu da başlıksız gönderi
  • Haftasonu ayaşta idik, bol yürüyüşlü, püfür püfür iki gün geçirdik.
  • Gitmişken aile mezarlığını ziyaret etme imkanı oldu. Fethiye babaanne eşinin yanında yatıyordu. Bir kaç sayfa Kur’an okuyup, mezarlardaki otları temizleyerek ve birileri de benim başımda iki satır okur mu diye düşünerek, geçti zaman. Elimde ölümü hatırlatan bir kaç dikenle döndüm oradan.
  • Bunun dışında dev yaraasa bir balkonda terlemeden çay içtim doya doya. Kızım balkona hasta oldu, “bu balkona benim şişme havuzum bile sığar”, dedi durdu. Mesaj alındı ama anne yüzme bilmiyor ki götürsün kızını havuza filan, “bu konuda müracaatlar babaya” dedim, anlaştık.
  • Elifcikle gezintilerimiz de pek keyifliydi; sebzeci teyzenin terazisiyle elma tarttık, şükrü amcanın karpuzlarının tozunu aldık, sümüklüböcek topladık (tutundukları dallarla birlikte), kedi kovaladık, her geçene selam verdik iyi günler dedik, sevebileceğimiz sahipli bir köpek bile bulduk ve tabi uzunca bir süre başından ayrılamadık vs…
  • Amaaa kısa gezintinin tadını damağımızda bırakan yediğimiz muhteşem güveçti. Pazar akşamını bizim için ziyafete dönüştüren tuna kasaba teşekkür ediyorum. Güveçinizin siparişini veriyorsunuz, etinizi seçiyorsunuz, sizin için bir güzel hazırlayıp pişirtiyor. Siz sıcak sıcak alıp yiyor, bizahmet güveci yıkayıp teslim ediyorsunuz. (Ayaş çarşı içinde karşılıklı iki camiinin arasındaki dükkanlardan biri, yolu düşen olursa denesin derim ben)
  • Biz de dumanı üstünde güvecimizi alıp mesire yerlerinden birine gittik Ayaş’ın. Yumulma faslında muhabbet “beypazarı güvecinin adı, ayaş güvecinin tadı” şeklinde tezahür etti. Beypazarında güveç diye pilavüstü et servis ediyorlarmış, bilmiyordum. Buranın güvecinde sadece; kekik otu yemiş kuzu eti; az miktarda domates-biber, bol miktarda sarımsak ve baharat bulunuyor. Muazzam bir koku ve lezzet birlikteliği. Ardından açık havada çay faslı, evde türk kahvesi keyfi derken yol göründü.
  • Eve dönüşümüz en çok paytağı sevindirdi, balkonumuzdaki yarı-özgür hayatına kavuştu, gelir gelmez yerine gidip kuruldu. Orada sepet ve yüzme leğeni dışında hareket imkanı tanıyamadık ona.
  • Olan biten bu.
  • Sabah yazmak için oturmuştum ama, imeem’de eskiden çok dinlediğimiz ilahi ve ezgileri dinlemeye bir takıldım, sonra da yazmak istemedim.
  • Onlardan birini ekliyorum bu yazıya da.

Secde Yerinde – Eşref Ziya

Secde yerinde ilk duam; bir sonraki vakti unutmadan, geçiştirmeden kılabilmek. Ve bu duaya başladığımdan beri devamlılık sorunum çözüldü. Arada vakit atlayan bir şekilde kaçıran ya da benim gibi nefsine yenik düşenler varsa, bilginize.



-ne yapıyorsun, sesin soluğun çıkmadı bir kaç gündür?

uro: iyiyim ne olsun bildiğin gibi (bildiğin gibiden nefret ediyorum, ne biliyorlarsa sanki, herkese aynı cevabı veriyorum.)

uro:siz ne yapıyosunuz, nerelere gittiniz bakayım hain dom domlar?

-eyüp sultan’a, aziz mahmud hüdai’nin türbesine filan gittik. dolmabahçe sarayının bahçesinde bir kafe var, orda oturduk, denizi seyredip, çay içtik.

uro: … yaaaa!

- B, biliyo musun; teyzenlerin evin penceresinden fethi paşa korusu görünüyor, vızır vızır geçen tekneler, sen olsan bi dakka ayrılmak istemezsin, tam senlik. şampiyon kokoreç diye bir yer gözüküyor biliyon mu orayı, gittin mi hiç?

uro:çıkaramadım şimdi, adını duyduydum sanki. bırak kokoreçi teyzeme söyle ben oraya iltica hakkı talep ediyorum anne.

- … :)

uro:ya ev tam olarak nerde, iskeleye yakın mı?

-hemen yanında, lojmanın bahçesinden çıkınca hemen iskele, araba girişi arkada ama bahçe kapısı caddenin hemen üstünde.

uro:pıffff

-bugün teyzen gelince de eminönü gideceğiz beraber,yarın dönüyoruz ankara’ya, c.tesi sabah bilal’in ingilizce dersi var önemliymiş..

uro: sen kalsaydın gitmişken biraz daha, bilal ben de kalır.

-Zaten gidecek ya, daha hiç bi hazırlık yapmadık. Ancak toparlanırız.

uro:netleşti mi tarih?

-iki-üç iftar belki yaparız belki yapmayız.vizesini bekliyo işte.

uro:hıı

-Ah be b, burada olsaydın keşke, öyle güzel ki…

uro:anneee işkence yapıp durma bana ama yaaa, zaten çok özledim.

-…

uro: ya ben biloya bir iş ısmarlayacaktım ama sonra vazgeçtim

- ne işiymiş bakayım sen önce bana söyle, belli olmaz senin işlerin

uro: aman anne ya ne işi olacak, okuldan diplomamı alıversin diye düşünmüştüm, sonra vazgeçtim. zaten noterden tasdikli üç-beş tane var, e malum yasa da çıkmıyor, gerek yok, dursun diye düşündüm sonra.

- iyi bari, sen bilirsin. b, bak dinle sesleri, duyuyor musun?

uro:anne ya, sen hakkaten çok vicdansızsın ya, yeter ama çok uzadı bu konuşma, kime diyom işkence yapıyorsun, diye.

- tamam tamam hadi görüşürüz elifi öpüyorum.

uro: tamam, teyzemlere selam söyle, gıccık ettin beni ya, hoşçakal.

LEVENT YUKSEL / ISTANBUL –



ve benzeri