Uraganik











mehmet altan-kapatma ama hırpala

hasan cemal-yargısal darbe yok, top şimdi erdoğan’da

ruşen çakır-mahkeme erdoğan’ın önünü açtı, o türkiye’nin önünü açacak mı?

emre aköz-veasyet rejimi aynen devam ediyor

fikret bila-kararın gösterdikleri

Tüm bunları ve buraya eklemediğim daha başka köşebaşçı abla ve abileri okuduktan sonra, “akp’nin merkez parti olmaya gayret edeceği/etmesi gerektiği” fikri farklı siyasi görüşlerden isimlerin ortak fikri gibi görünüyor. En azından bir konuda uzlaşabilen insanlar görmek yeni sürecin başlangıcı için fena sayılmaz, her ne kadar sonuçta bize kalan hepimizin daha özgür olduğu bir ülkenin özlemiyle, hayaller kurmak olsa da…

duvarlar – zülfü livaneli



{Temmuz 31, 2008}   AK Parti kapatılmamıştır

ama lakiklik karşıtı fiilllerin odağı olduğu yargısına varılmıştır. Bu karar ne anlama geliyor peki?
Bu karar Akp’nin kitle partisi olarak yoluna devam etmesi ve işin başlangıcında ona oy veren islamcı tabanın taleplerine oldukça uzun bir süre daha kulaklarını tıkaması gerektiği anlamına geliyor.

Benim gibilerin durumuna uygun:) Kayahan amcanın esmer günler şarkısından bir bölüm geldi oturdu dilime. “yine bana hüsran bana yine hasret var, yine bana esmer günler düştü, eyvah!”

Yine de karar Türkiye için sevindirici bir gelişmedir kanaatimce, bir yılı aşkın süredir pompalanan kaosa zemin oluşturma gayretleri sonuçsuz kalmış, Türk demokrasisi hastaneye kaldırılmadan ayakta tedavi edilmiştir. Keşke dava hiç açılmamış olsaydı…

Her ne kadar kılık kıyafet özgürlüğü, eğitimde eşitlik gibi konuları tartışmak başka baharlara kaldıysa da, toplumdaki kutuplaşmanın bu süreçten sonra azalacağına inanmak istiyorum ben. Kardeş kavgaları, gereksiz bölünmeler, kamplaşmalar olmasın da, biz çok bekledik haklarımızın iadesini; boğazımızda yutamadığımız bir yumruk, içimiz buruk gene oturur bekleriz…

Umarım bundan sonra başlayacak süreç ülkeme ve ülkemin tüm insanlarına daha aydınlık günler getirir.



Ablası,

al sana bu defa yanında deniz manzarası.



{Temmuz 29, 2008}  


Paytağı artık Elifin bebek küvetinde yüzdürüyoruz, leğenden atlıyor kereta, büyüyor.
Hayvanların büyümesini izlemek, çocukların büyümesini izlemek gibi değil, sabır istemiyor. Çok hızlı değişiyorlar. Sarı tüyleri neredeyse tamamen değişmek üzere, biraz başında kaldı ve artık orada da beyaz tüyler alttan geliyor. Bu keretanın gagasını tutup, sağa-sola sallamaya bayılıyorum ve o da çok seviyor. Uzatıp duruyor gagasını tutayım diye.

Suyun içinde oynamasını izlemek çok keyifli, insana tüm sıkıntılarını unutturuyor, tamam abarttım tümünü değil belki ama büyük çoğunluğunu.

İki kahve yaptım. Bizimle birlikte içsin diye elife de kakaolu süt hazırlayacaktım ama kakao kalmamış. Kikiriğe de söylemiştim bi kere.
Aniden içimden başka bir şey yapmak geldi. Hemen bir pipet açtım. Çok düz göründü gözüme. Şöyle renkli bir şeyler olsa…

Kızım bu arada kakaolu sütünü sorup duruyordu, “kakao kalmamış, sana başka bir sürprizim var, salonda bekle” dedim. Heyecanla kağıda bir çiçek çizip kestim, alelacele boyadım elifin kalemleriyle. Çiçeği pipete taktım ve elife götürdüm. Bayıldı. Yaprağına vurunca da rüzgar gülü gibi dönüyor. Ben daha çok bayıldım, aniden depreşiveren sürpriz yapma isteğine. Hep depreşiverse…

Ne çok sürpriz yapardım eskiden, ne çok şaşırtırdım etrafımdakileri, ama yıllar geçtikçe ve ben büyüdükçe gitgide azaldı bu tarafım eksildi hiç durmadan, bilmem niye?

Cumartesi ikizler bendeydi, onlarla ilgilendim.

Günlerdir canım da çok sıkılıyor, ağlamaklı geziyorum hep. Ne vakit aynada yüzüme baksam, gözlerim doluyor kaçıyorum. Dün oturup hesap ettim 12 gündür dışarı çıkmamışım hiç.
Çocuklar gidince Elif’i babasıyla bırakıp çıktım. Önce karşıdaki arazide yürüyüp, oradan ufku seyrettim, sonra sokaklarda ağır ağır dolaştım. Bir kaç senelik ömrü ağır okumayla uzatılıp zamana yayılmış, bir insan canlandı gözümde, o bendim.
Bir şeyler yaptığını sanıyor ve o kadar ağır yapıyor ki aslında toplamda yaptığı kaydadeğer üç-beş şey var.

Ayaklarım beni çiçekçinin önüne götürmüş orada farkettim. “küstüm çiçeği” var mı diye sordum. Varmış. Aldım bi tane. Önce kendim için alıyordum ama sonra sarmalarını söyledim, elif’e hediye etmeye karar verdim çünkü. Bu çiçeği ahretliğin annesine gittiğimizde görmüş ve çok sevmişti. Üzgün çiçek, koymuştu adını. Yaprağına şöyle hafifçe vuruyorsun, küsüp yapraklarını büzüştürüyor, dalını eğiyor. Bir kaç dakika sonra normal halini alıyor.
Kendimi bu çiçeğe benzettim, hafif bir darbeye küsüp boynumu büküyor, kısa bir süre sonra hiç bir şey olmamış gibi davranıyorum.

Günler böyle kendi kendime yarattığım acıklı “slowmotion” modunda akıp gidiyor. Aynı aşağıdaki videolardaki gibi.

SloMo Promo 2 from Pathos Media on Vimeo.



ve benzeri