Uraganik











{Mayıs 31, 2008}   sihirsiz nefes gibiyim!
  • Neden bilmem tadım yok gene, amaaan!
  • Dün bloga bile bakmadım, mucize gibi!
  • Dalgınım epey; o kadar ki dün haşlansın diye koyduğum yumurtayı ocakta unutmuşum, mutfaktan gelen patırtı sayesinde ayıktım, kaynaya kaynaya suyu bitmiş, ondan sonra da patlayıp oraya buraya savrulmuş, ıııy!
  • Bu vukuatın tek iyi yanı, ne zamandır yapmam gerektiği halde tembelliğimden erteleyip durduğum; fırını çekip- arkasını-elini yüzünü- etrafındaki fayansları temizleme işini halletmek zorunda kalmam. İyi de oldu, sıkkınken orayı burayı ovmak iyidir. O kadar parladı ki mutfağın o köşesi, şaşırdım! Uzun zamandır böyle pakladığım bir yer olmamıştı, nasıl ovduysam?
  • Kikirik üçüncü günü doldurmadan ateş badiresini atlattı. Bendeniz ateşi üç gün düşürmeye çalışırım, düşmüyosa ondan sonra doktora. Ne öyle hemen ateşlendi diye doktora mı gidilirmiş? Ondan sonra dayıyorlar yerli yersiz antibiyotiği, kullansan bi türlü, kullanmasan bi türlü.
  • Şu günlerde bana iyi gelen tek şey , balkona çıktığımda -hafif bir rüzgar da varsa eğer- burnuma çalınan hanımeli kokusu, uff ne güzel bir koku o ya !
  • Haa dün bir de elifin gardrobunu düzenlemeye çalıştım, gecenin on ikisinde. Manyak mıyım, neyim? Sordum gündüzler çuvala girmiş, bir geceler kalmış bu iş için, ben de gece bir saat uğraştım. Eline ne gelirse, gözü nereyi keserse tıkıştırmış! Şimdi açınca en azından ne nerede ilk bakışta görülüyor.
  • Hazır ucundan köşesinden girişmişken kalksam mı artık bir yaz temizliğine, camlardan dışarısı görünmüyor.
  • Aman görünecek de ne olcak?
  • Dur şimdi, şu elifciğimin merserize hırkasını bitireyim de ondan sonra.
  • İyi de anneler için ördüğüm şu süslü püslü havlu kenarlarının da bitmesi lazım, bir de süheyla teyzenin fularının mekik oyası, e ayşenin düğünü de temmuzda, ona da bir iki bir şey yapmalı………..uuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuf.
  • Yaz geldi mi ne çok ütü yığılıyor, kalkıp yapmalı.
  • Bir de gülüyorum; muro, çeto ve yıldırım üçlüsüne, pana film’e en içten teşekkürlerlerimi sunarım!
  • Dağınık oldu bu yazı, benim gibi, evim gibi, kafam gibi.
  • Olsun toplanır ama, su akar yatağını bulur diyorum, bi turist ömer selamı çakıp kaçıyorum.
  • tsm’den sıkıldım, cem karaca dinleyeceğim bugün, uysa da uymasa da!
  • zaten bu posta uygun şarkı bulmak imkansız ya!
  • bir kaç gün yazmazsam meraklanmayın e mi? / Ya da siz bilirsiniz…
  • anlaşıldığı üzere yazasım yok!
  • bitti

Herkes Gibisin – Cem Karaca



Duygularınıza tercüman kelimeler ararsınız da bazen sözünüz yetmez; başka sözlere ihtiyaç duyarsınız. Dilaver Cebeci’nin “Sitare”si de bana az tercümanlık etmemiştir.

Özellikle “Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum / Durup durup ıssız yerlerde / “güçlü ol ey kalbim, güçlü ol / Daha çok işimiz var” diyorum dizeleri ve beraberinde uzun uzadıya yazmak istemediğim başka dizeler. Çok sığınmışımdır bu şiire, hep sığınmışımdır ve hep çok sevmişimdir. Sevdiğim pek çok şiiri sesli okumaktan kaçınsam da, bu şiirin sesi hep çıkmıştır kendiliğinden.

Dün gece hayatını kaybeden Dilaver Cebeci’ye Allahtan rahmet diliyorum, vefaat haberini görünce öyle üzüldüm ki…

Sitare

…..

Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz

Ve ikimizde ıslanıyoruz

Ben ne yağmurlar gördüm Sitare

Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım

Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın

Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır

O şehirde sırılsıklam gezerdim

Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan

Tapınaklar insanları safra gibi atardı

Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı

Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni

Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim

Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında

Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk

Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun

Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun

Kaşı karam, gözü karam, saçı karam

Umay gibi yumuşak huylum

Nerden çıktın karşıma böyle

Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime

Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime

Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare

Adam akıllı yorulmuşum

Ellerin böyle olmamalıydı

Ellerine acıyorum

Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum

Durup durup ıssız yerlerde

“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol

Daha çok işimiz var” diyorum

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

Gözlerin mi daha sıcak gülüyor

Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Dilaver Cebeci /Sitare

Not:şiirin tümü için; http://www.siirderyasi.com/siir-Sitare-29166.html



{Mayıs 29, 2008}   İki günlük durum raporu

Acayip yorgun ve uykusuzum. Dün halam gelecek diye hem evi derleyip toplama, üzerine yemek, tatlı filan epey uğraştım. Ama aslında yorgunluğumun sebebi 2 gecedir yarım yamalak uyuyor olmam. Salı gecesi elifcik ateşlendi ama hafifti. Saat başı kontrol ettim 38′e yakın gezdi derece ama onu bulmadı, ben de ilaç kullanmadım tabi. Gündüz 38′leri geçip yavaş yavaş yükselmeye başlayınca paracetamol sağolsun, kontrol altında tuttuk ateşi, akşam 39′ları gördü ve geçmeye başladı. Uykusunun arasında kaldırıp kaldırıp ağzına sıktığım balların etkisiyle olsa gerek epey terledi ve ateşi düştü. Bir buçuk gibi yatarken 36. 3′te bıraktım ateşi ve saati üçe kurdum. Ama duymamışım:(

Beş buçukta bir uyandım ki çocuğum yanıyor, ateş olmuş, kırk küsur. Yeniden soy, evin tüm camlarını aç, oda oda dolaş, ibubrofen içir, en son hatırladığım bizim yatakta etejerimin üstünde bir tas ılık su, hem yatıyoruz anne-kız, hem siliniyoruz:) En son 37.7′lerde filan ben sızmışım, kapının sesine uyandım:) Arada bi yirmi dakka filan uyudum sanırım, ikizler geldi. Gece geç yattıkları için uykuları varmış, sütlerini içip uyudular bir saat kadar biz de elifciğimle takıldık birlikte, şarkımızı da o zaman attık bloga.

***

Elifciğimin haline rağmen, uzun bi aradan sonra halamla olmak güzeldi, önce ikindi çayı ve ikramlıklar, güzel bi akşam yemeği ve tatlı (tabi yine çay) arkasından meyve faslı… Tam obur işi oldu. Ama bu sefer tuttum kendimi biraz, fazla kaçırmadım. Tabi bunda elifin ateşinin olması büyük etken, ben pimpirikli en geç yarım saatte bir ateş ölçtüğümden, servisten ve ateş ölçme işinden geriye fazla zaman kalmadığı için az yemiş oldum :)

Kuzenlerden, Almanyadaki diğer halam ve onun çocuklarından, enişteden, emeklilik hayatından, geçmişteki günlerden, herkesin ne kadar büyüyüp çoluk-çocuğa karıştığından filan konuştuk. Elif iyi olduğu zamanlarda ona odasında porselen çay takımıyla çay ikram etti, yetmedi bi de o yemek hazırladı:)

Halamla ilgili hiç unutmadığım iki şey var çocukluk anılarımdan; biri bana yıllar önce getirdiği ağlayan bebeğim (oynamalara bile kıyamazdım, harika bir şeydi)
biri de; küçük bi ilçede yaşayan biri olarak etrafımda araba kullanan hiç kadın yokken, halamın taa Almanya’dan karayoluyla ailesini Türkiye’ye getirişi. (enişte zamanında bir kaza yapmış ve ondan sonra bi daha oturamamış sürücü koltuğuna, halam öğrenmek zorunda kalmış araba kullanmayı)

Bir de hep birlikte soğuksuda yağptığımız piknikler var tabi, onu unuttum.
Benim o pikniklerde bi fotoğraflarım var ki; flaş flaş flaş …
Çiçekli basmadan lastikli pijama, içine kozalak doldurduğum mavi ebruli süeterim, ateşin başında gözümü kırpa kırpa, bi ara tarasam da atsam bloga güleriz hep beraber:)

Evet durum raporu budur, şimdi hazır bebeler uyurken ve Elifciğin ateşi de kontrol altındayken ben de gidip uyusam iyi olacak, akşama ne olacağı belli olmaz.
-bitti-



Yeni yazı hal ve durum raporu, yorum cevapları öğleden sonra, çocuklar uyuyunca :)
Ne zamandır eklemek istediğim “menekşelendi sular” şarkısının katledilmiş versiyonunu TRT’nin müzik yarışmasında dinledikten sonra buraya şööle bi kulaklarımın pasını silecek cinsini ekleyeyeyim dedim, hadi siz de dinleyin, öğlen görüşürüz artık!

menekselendi sular sular menekselendi (live) – inci cayirli



Halamın gelişi öğleden sonraya sarkınca ben de, Özlemciğime çifte bayram olsun diye; bir Belkıs Özener şarkısı daha ekleyeyim dedim, iyi de ettim. Özlemcim bu şarkı sana, umarım seviyorsundur. :)

Geniş olam, gam zamanı değildir deyip Asmam Çardaktan’ı ekliyorum, bunun bir ara orjinalini yani Özay Gönlüm versiyonunu dinleyelim, onu da çok severim ben.

Asmam Cardaktan – Belkýs Özener



ve benzeri