Uraganik











{Aralık 31, 2007}   bitti,bitiyor.

Bayram öncesinden beri; sırt ve boyun ağrıları, hastane turları ile geçti zamanım. Evde yığınla iş birikti. Dün ütüye attım elimi, saatlerce ütü yaptım ama yine de bitiremedim, yığılmış yani. O kadar ütü yapmanın sonucu olarak akşam, sağ omzuma ve boynuma bir ağrı girdi, epey döndüm durdum, uyuyamadım. Bugün de bilgisayarın başından kalkar kalkmaz, evi dip-köşe temizlemeye girişeceğim, yani bu akşam da uyku yok. Bundan sonra ev işlerini biriktirmeden halletmem gerek, yoksa ağrılar dayanılmaz oluyor.

***

Bir yıl daha geçti işte, iyisiyle kötüsüyle geride bırakacağız 2007′yi.

Allah, kendisinden umutla dileyenleri, dileklerine en kısa zamanda kavuştursun ve umutlarını diri tutsun. amin.



{Aralık 28, 2007}   mr, tabut, ölüm, deprem vs…

Dün akşam 19:30 civarı girdim mr’a.
Tüm uyarılara rağmen yalnız gittim.
Randevum 17:45 teydi ve 2 saate yakın bekledim.
Çok sıkıntılı hastalar vardı.
İhtiyar bir amcanın sesi geliyordu içerden, girmek istemiyordu.
“Ölümüm yakın, sokmayın beni ölmeden şu tabuta “diye bağırıyordu.

***

İsmim okundu, girdim.
Az çok bilgim vardı olacaklardan, metallerden arındım.
En çok örtümü çıkarmak zorunda kalmayışıma sevindim, boynumu açıkta bırakmam istendi sadece. Bir de tokamı çıkarmalıymışım, en az 15 dakika hareketsiz kalacağım için rahatça koymam gerekliymiş başımı. Söylenilenleri harfiyyen yaptım. Hekim yükses ses için beni uyardı, korkmamalıymışım sesten, normali buymuş.

***
Uzandım. Uzandığım yer hafifçe makinenin içine kaydı, ellerimi karnımın üstüne bağlarsam daha rahat edeceğimi söylemişti hekim, iyi ki söylemiş. Yoksa o kadar süre hareketsiz kalmam gerçekten zordu.

***
Olacakları beklemeye başladım. Önce tıkırtılar geldi, sonra da o metalik ses. İlk duyduğumda sıçradım, kalp atışlarım hızlandı. “Yalnız sana itaat eder, yalnız senden yardım dileriz” ayetini hiç durmadan tekrarladım. Ses kesildi, sonra biraz daha içeri. Yine tıkırtılar ve yine o ses.

***
Yaşlı amca haklıydı, tabut gibiydi alet. Yüzümle, girdiğim silindir biçimli aletin bana göre tavanı arasında, benim küçücük ellerimle bile ancak bir karış vardı. Ölümü düşündüm…

***
Sonra bir önceki gece yataktan fırladığımız deprem dakikaları geldi aklıma. Şimdi deprem olsa, beni unutup giderler mi bu adamlar, dedim. Kesinlikle unutacaklarına kanaat getirdikten sonra yine o ayet…

***
Güzel şeyler getirmeye karar verdim aklıma, sese alışmaya başlamıştım, hatta kendi içinde bir müziği bile vardı, Biraz hard bir rock’tı ama neticede herşeyin bir müziği vardı işte. Sonra gözüm bir çiziğe takıldı. Ve orada zaman kavramı yitti sanki, gözlerim açıktı ama uyudum ya da öyle sandım, bilmiyorum. Ama zaman uçtu, yoktu. Hep buradaydım sanki, ve hep burada olacaktım.

***
Sonra o ses, başladığı gibi aniden kesildi. Yine kaymaya başladım. Hekim başımda başka bir hastayla bekliyordı. “İyimisiniz, B Hanım” dedi. Cevap verdim mi bilmiyorum. Boynumu kapattım, gayri ihtiyari. Ayaklarım botlarımın tanıdık sıcaklığını hissettiğinde daha iyiydim. Annemi aradım, Elif’i sordum. Evin beyini aradım, çıktığımı söyledim ve saati sordum bir de…

***
Kayıp bir zaman dilimiydi yaşadığım, sanki hep varmış gibi ve sanki hiç olmamış gibi.



Zabaanan, gızı alıp, ebesine bırakagodum, aaay pardon, hatlar karıştı.

Elifcik anneannesinde takılırken, ben de dişcağızlarımın ikisinin dolgu işlerini hallettim.

Haftaya bir daha gideceğim ve bitecek, ne güzel.

Bir kaç günlük hastane maceralarımın sonuna yaklaştım. Kan tahlillerim züpper, ölümüne susuzluk çeken ve her gittiği yerin wc’sini ezbere bilen biri olarak şekerden korkuyordum en çok, şükür böyle bir sorunum yokmuş, kolesterol, b12 vs… her şey normal sınırlarda çıkmış efenim. Anlaşıldığına göre zıpppkın gibi fişşek gibi bir uragan var karşınızda, dermişşşim.
ıııy, nerden çıktı bu kelime şimdi.
Böbrekcağızımda küçücük, fıçıcık içi dolu turşucuk bir kistim varmış, dünkü ultrasonun sonuçlarından çıktı. Zararsız görünüyor, senede bir defa bu sulu:) ultrasonu tekrarlayacağız.
Şimdilik bu kadar, akşam beş buçuktaki tomografi bu haftanın son hastane randevusu, oleeeeeeeeeee….
Dudağım uyuşuk ve sağa çekiyor, çok komik…



{Aralık 26, 2007}  

Bu kadar olur ya, günlük ziyaretçi sayısını ve online ziyaretçiyi beraber gösteren sayacım, bugün bilgisayarı açtığımda uçmuştu. Uğraş, didin, yerine iki ayrı sayaç bul, ekle vs… frre counter her tık’ı sayıyor ya, kişi sayısı belli olmuyor ya hani, neyse efendim; işlemleri bitirdim, şablonu düzenledim, son haline bir bakayım dedim, anaaaa ne göreyim, benim çift işlemli sayaç dönmüş.
ıııghh, puf.
blog sayaç tarlasına döndü yani, neyse duragosun biraz, sıkıldım zira.



{Aralık 26, 2007}   İki güne;

2 röntgen, 2 ultrason ve detaylı incelemeler için bol miktarda kan tahlili sığdırdım. Yarın da dişçi randevusu ve bir de tomogrofi var sırada. Ne oluyor?
Bilmiyorum. Sırtımdaki ağrı, bayramda dayanılmaz boyutlara ulaştı. Teyzoşumla bayramda görüşür görüşmez durumumdan bahsettim ve Salı için randevulaştık.

Ben küçük bir çocuktum, annemin dikiş ipliklerini kesmek için kullandığı ve özenle sakladığı neşterini bulmuş ve bir güzel parmağında denemişti teyzem, gerçekten o kadar iyi kesiyor mu diye. O günlerden bugüne kadar uzanan cerrahlık hayali nihayet gerçekleşti ve 2 hafta kadar önce uzmanlığını aldı, o artık bir genel cerrahi uzmanı ve çok mutlu. Aramızda sadece 8 yaş var ve teyze-yeğen ilişkisinden çok kardeş gibiyiz onunla ve tabi tüm kardeşler gibi çok sık da kavga ederiz he he:)
Sağolsun dün detaylı tetkikler için elinden geleni yaptı, yanımda oldu. Bugün de eşinin, uzmanlığını almak için gireceği son sınavda onun yanında olacağından hastanede değildi.

Sabah Kikiriği babası ile bırakıp 7:15 treniyle yola çıktım, hemşirelerden ultrason kağıtlarımı alıp, işlemlerimi gerçekleştirdim. Sonuçlar bir kaç güne belli olur sanırım.
Dün röntgenlerin sonuçlarını bir beyin cerrahı arkadaşına gösterdik, boyunda düzleşme başlamış, egzersizlere başlamak gerekiyormuş. Kan tahlillerinin sonuçları henüz belli değil.
Safra kesesinde taş olma ihtimaline karşın ultrasona girdim bugün ama epey korktuğumu itiraf etmeliyim, başımdaki doktor başka bir arkadaşını daha çağırdı muayene sırasında. Aralarında tıp dili bir şeyler konuştular, gerildim çok. Ciddi bir şey olmadığını söylediler, yarın onun sonuçlarını da gösterecek teyzoş, bakacağız bakalım.
Akciğer röntgenim fena çıkmadı. Sigaranın izleri mevcut tabi, ama o kadar olurmuş. “Bırak artık şunu”, dedi teyzem. Ben de, bırakıyordum ama madem fena değil, bir kaç yıl daha içeyim bari, dedim. Ters ters bakmakla yetindi şimdilik.
Ama bu olayların içinde çok komik bir şey de oldu. Röntgeni çektirirken, üzerinde metal kalmaması gerekiyor. Çenemin altında başörtümü tutturduğum iğneyi çıkardım, zaten takı filan da takmamıştım. Neyse röntgen geldi, teyzoşla beraber bakıyoruz. Tam boğazda toplu iğne boyutunda bir çizgi. “Hani çıkarmıştın iğneni?” dedi, “çıkardım valla Zehra” dedim. “o zaman bu ne kızım?” dedi. Bende ki tepki şu; “aaaaa, yutmuşum demek ki bir tane, ne zaman yuttum ki, hiç hatırlamıyorum:)”
Sonradan düştü jeton, meğer başörtümün uçlarını arkadan tutturduğum iğneyi çıkarmamışım, o da boğazımdaymış gibi duruyor hain dom dom. O kadar eminim ki ama yuttuğumdan, kara kara düşünüyorum, ne zaman yuttum diye…
Hastane koridorlarında geçen iki günün özeti, hastayım, yorgunum, uykum var.
Çok bile yazdım, şimdi kikiriği de alıp doğru öğle uykusuna.
-bitti-



ve benzeri