Uraganik











Erdal İnönü….

Haber sitelerine bakıyordum ve şimdi ölüm haberini gördüm. Çok farklı dünya görüşlerine sahip insanlar da olsak, çocukluğumda Özal’a karşı direndiği dönemlerden severim ben onu. “limon gibi sıkıyorsunuz milleti, kemerleri sıka sıka bel kalmadı halkta” vb… cümleleri hatırmda hala. Ve sempatik bir kişilik, zeka ürünü cevaplar, hep gülümseyen yüzü. Hiç sol partiye oy vermemiş biri olarak, yine de severim İnönü’yü…

Eğer inancı varsa, Allah günahlarını bağışlasın.

Aşağıda bazı İnönü Cümleleri var, alıntı; fazlası da ekteki adreste.

*Seçmenlerden biri seçim otobüsünün önüne atılır ve Erdal Bey’e hitaben “Ölürüm yoluna” diye haykırır. Erdal Bey cevap verir: Dur, ölme. Bir oy bir oydur.

*SHP genel başkanlığı dönemimde diğer sol parti liderleri ve bürokratlarla bir restorana gider. Garsonun “Birşey almak ister misiniz, efendim” sorusu üzerine “Teşekkürler biz birbirimizi yiyeceğiz” yanıtını verir.

*İnönü gençlik yıllarında evinde otururken mutfaktan bir çığlık duyar. Eşi Sevinç Hanım “Erdal koş fare var’ diye bağırır. İnönü istifini bozmaz ve eşine öyle seslenir:
- Ne yapayım Sevinç. Ben kedi miyim… ?

EK: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=277439


Kimsenin sonu böyle olmasın…



{Ekim 29, 2007}   Halimiz, ahvalimiz

1. Her sabah kalkar kalkmaz tv’yi açıp, operasyon haberi olup olmadığına bakıyorum. Girildi, girilecek, ne zaman düşeceğiz birbirimize korkusuyla ve Allah yardım eder de badiresiz ve kardeşçe atlatılır bu sorun ümidiyle haber sitelerini tarıyorum sonra.

2. Sıkıntılı olduğum zamanlarda rahatlamamı sağlayan büyük kurtarıcım; şişler ve ipler hayatımı istila etti. Durmadan, usanmadan örüyorum. Bu Kikirik için ördüğüm süeter…

Ve dahası da var, başladım mı duramıyorum işte..
Kocaman bir örgü çantası yaptım kendime. Birini bırakıp, birine başlıyorum.

3. Elifciğimin; kendi varlığını ispatlama süreci epey sancılı geçse de, ben geçtiğimiz yıllara göre daha sakin kalmayı becerebiliyorum. Bazı günler tümüyle ümidimi kaybettiğim oluyor ama dışardan baktığımda sorunlarla başetme kapasitemin yükselişini pekala görebiliyorum.

4. Nihayet Lost maceramızın sonuna geldik. Dizinin Amerika’da yayınlanmış tüm bölümlerini (18 günde 70 küsür bölüm) izledikten sonra, uykusuz ve kafamda hala bir sürü soru işaretiyle; “yeni bölümleri çekerler mi acaba?” diye bekliyorum.

5. Biraz da kendimle ilgileneyim, diye düşünüp bazı kan tahlilleri vermek üzere yarın hastaneye gideceğim. Sabah erkenden Esma’yla (eltim-hiç hazzetmem bu kelimeden, zira bir daha kullanmayacağım.) buluşup, hastane gezintisine çıkacağız. Ondan sonra da muhtemelen günü birlikte geçirip; yeni ipler ve belki de yeni ciciler almış olarak eve döneceğim.

6. Çok şükür “Babil’de ölüm, İstanbul’da aşk” ı okumaya başladım. Fuzuli hep merak ettiğim isimlerden olmuştur. Bakalım onu “roman kahramanı” olarak okumak nasıl olacak.

7.Son günlerde çembere takmış vaziyetteyim, daha doğrusu çemberin neresinde durduğuma. Aya karşı, bir yandan sigaramı içip bir yandan Yeni Türkü’nün çember şarkısını söylüyorum, gece 2′lerde filan. Ve bu arada aklımdan tonla soru ve tonla cevap geçiyor.

İşin tek kötü yanı cevaplar, kafamdaki sorularınkiler değil…



{Ekim 25, 2007}   Ay, yine ay…

3 gecedir düzenli olarak yatmadan önce balkona çıkıp bir sigara yakıyorum. Aya bakarak ve içimden ay ile ilgili güzel cümleler geçirerek onu içiyorum. Sonra sigarayı söndürüp, tam içeri girecekken son bir defa aya bakıyorum. Ve sonra uyuyorum.



İki akşamdır kızımın kendisinden 1 yaş büyük olan en yakın arkadaşı İremsu yemekte bizimle oluyor. Daha doğrusu, akşam üzeri beş gibi geliyor, sonra on gibi gidiyor. Elif bu durumdan çok memnun. Dün akşam çok keyifli bir akşam yemeği yedik birlikte. Üstelik kızım tabağındaki yemeği kendisi yedi. Yuppiiiiiiiiiiiii.

Yemekten sonra, Elif’in odasını sınıfa çevirdim. Küçük masada, iki küçük kız; onlar öğrenci oldular ben de öğretmen. Onlar için çizgili kağıtlara noktalar yaptım, nasıl birleştireceklerini gösterdim.
Noktaları birleştirdiklerinde ortaya çıkan geometrik şekiller çok hoşlarına gitti.

Sonra resim yaptık biraz ve ardından da boyama yaptılar. Sürekli sordular; “öğretmenim benim ki daha güzel olmuş değil mi?” Cevabım son derece diplomatik oldu tabi. “İkinizinki de çok güzel olmuş çocuklar”

Keyifliydi çok. Hep öğretmen olmayı arzulamıştım, tahminimden yüksek puan alınca da İletişim fakültesinde bulmuştum kendimi. Ama dün akşam bu atmosferde şunu tekrar anladım ki, ben gerçekten öğretmen olmak için yaratılmışım. Çünkü onların bir şeyler başardıklarını gördüğümde çok mutlu hissettim kendimi…
Biraz ön çalışma yapıp, bu iki küçük hanımefendiye kısa namaz surelerini ve Kur’an alfabesini öğretmeye gayret edeceğim. Tabi boyamalar, resimler, oyunlar ve hikaye okumaları da olacak programda. İremsu’nun annesi ile konuşup onay alabilirsem, iki hafta içinde başlamayı planlıyorum programa. Bakalım nasıl olacak?


ve benzeri